Asırlar boyunca insanlar 'Mutluluk nedir' sorusunun cevabını aradı ve mutlu olmanın yollarını bulmaya çalıştı.
Örneğin Antik Yunan'da mutluluk erdemli bir yaşam sürmek olarak tanımlandı.
Orta ağ'da ise mutluluk çoğu zaman dünyevi değil, manevi bir hedef olarak görüldü.
Aydınlanma döneminde mutluluk bireysel özgürlük ve aklın rehberliğiyle ilişkilendirildi.
Modern psikoloji ise mutluluğu yalnızca bir duygu değil, yaşam memnuniyeti, anlam duygusu ve psikolojik dayanıklılığın birleşimi olarak açıklamaya çalışıyor.
***
Pek çok filozof, mutluluğun ne olduğu üzerine yıllarca düşünmüş, bu kavramı açıklamak için çeşitli teoriler geliştirmiştir.
Mutluluk hakkında ilk soruyu Sokrates sormuş. İhtiyaçlarımızı en aza indirdiğimizde, en ufak şeylerden dahi mutluluk duyacağımızı ileri sürmüş.
Bana mantıklı geldi. En azından bir şeylerin fazlalığı, onun değerini azalttığı gibi verdiği mutluluğu da öldürüyor. Sokrates onu onayladığımı duysa eminim çok mutlu olurdu.
Eflatun (Platon) ise öğretmeni Sokrates'ten farklı olarak, insanın sürekli kendisine bir şeyler katarak mutlu olabileceğini iddia etmişti.
O da çok haklı. İnsan kendini geliştirdikçe hem mutlu oluyor hem de daha bir insan oluyor.
Antik Yunan filozoflarından olan Epikür, mutluluğun denge ve ılımlılıkta olduğunu savunur. Ayrıca aşkın mutluluk getirmediğini, mutluluğun arkadaşlıktan geçtiğini söyler.
ok doğru! Sonuçta aşkın kalıcı olmadığı malum. Arkadaşlıklar çok daha uzun ömürlü ve hiç değilse insana bir faydası var. Ayrıca Epikür'ün bahsettiği denge ve ılımlılık bence gerçekten de mutluluğun anahtarı.
Budizm'in yaratıcısı Buda da diğerleri gibi kafayı mutluluğa takmış. İnsanın mutluluğa ulaşmaya çalışırken bir sürü sıkıntı çekip, bir sürü çaba harcadığını, karşılığında ise sadece anlık bir haz aldığını söylemiş. Bu yüzden, insanın gerçekten mutlu olamayacağını, en azından mutsuz olmamak için mutluluğa ulaşmaya çalışmaması gerektiğini savunmuş.
Budizm her ne kadar hoşuma gitse de Buda'nın fikirlerini bir yanım desteklerken, nedense diğer yanım bunun hayatın akışına ters olduğunu söylüyor.
Tıpkı vejetaryen ya da vegan olmak gibi... Hayvanları seviyor ve asla acı çekmelerini ya da öldürülmelerini istemiyor olsam da, bu yaşam biçimlerinin doğallıktan uzak olduklarını düşünüyorum.
Kierkegaard, mutluluğu anı yaşamak, anın tadını çıkarmak olarak yorumluyor. Mevcut şartların getirdiği problemleri deneyim olarak görmeye başladığımız zaman mutluluğa ulaşabileceğimizi iddia ediyor.
Adını henüz doğru telaffuz edemesem de fikirlerine sonuna kadar katılıyorum.
Henry David Thoreau ise, ''Mutluluk kelebek gibidir; siz yakalamaya çalıştıkça o kaçar. Ne zaman ki dikkatinizi başka şeylere verirseniz, ancak o zaman gelip omzunuza konar'' demiş.
Ne güzel söylemiş! Mutluluk zorlamakla olmuyor.
Kant'a göre ise mutluluk bir amaç olmamalıdır. Ne kadar çok mutlu olmaya çabalarsak, sonucunda o kadar çok hüsrana uğrarız.
Bu da biraz Buda'dan esinlenmiş galiba.
***
Mutluluk çoğu zaman evrensel bir duygu gibi anlatılıyor olsa da insanların onu nasıl tanımladığı yaşadıkları kültüre, yaşama biçimine ve hatta günlük alışkanlıklara bağlı.
Kimi insan için mutluluk ibadet etmektir.
Kimi insan için mutluluk çok para kazanmak, zengin olmak ve hayatın maddi kaygılarından uzak yaşamaktır.
Bazıları için mutluluk sosyal çevredir. ok arkadaşı olmak, kalabalık sofralarda oturmak, sürekli insanlarla iletişim hâlinde olmak hayatı anlamlı kılar.

4