Mutluluğun Tadı

Bazı insanlar "Ben çikolata sevmem." diyor, inanamıyorum. Sanki bana dünyanın düz olduğunu iddia ediyorlarmış gibi geliyor. Çikolata nasıl sevilmez idrak edemiyorum.

Benim için tatlı denince aklıma ilk çikolata ya da çikolatalı bir tatlı gelir. Hatta diyette olsam bile çikolataya kolay kolay hayır diyemem.

İtiraf edeyim, belki de bu yüzden çikolata sevmeyen insanları zaman zaman kıskanıyorum.

***

Yıllar önce izlediğim Çikolata (Chocolat) filmi hâlâ aklımda. Hani başrollerinde Johnny Depp ve Juliette Binoche'un oynadığı, küçük bir Fransız kasabasında geçen o film...

2000 yapımı filmde Vianne, küçük ve katı kurallarla yaşayan bir Fransız kasabasına gelir. Tam da Paskalya öncesindeki oruç döneminde kilisenin karşısına bir çikolata dükkânı açar.

Kasabanın yöneticileri çikolatayı bir baştan çıkarma aracı olarak görürken, Vianne için çikolata yalnızca bir tatlı değildir.

Çikolata, insanları bir araya getiren, kırgınlıkları yumuşatan, cesaret veren ve hayatın küçük mutluluklarını hatırlatan bir simgedir.

***

Aslında çikolatanın gerçek hikâyesi de en az film kadar ilginç.

Bugün market raflarında gördüğümüz sütlü çikolataların atası, binlerce yıl önce Orta ve Güney Amerika'da yaşayan insanların hazırladığı acı bir kakao içeceğiymiş.

Kakao ağacı ilk olarak bugünkü Ekvador çevresinde yetiştirilmiş, daha sonra Maya ve Aztek uygarlıklarına ulaşmış.

Onlar kakao çekirdeklerini kavurup, öğütüp, suyla karıştırıyor, içine vanilya ve acı biber gibi baharatlar ekleyerek köpüklü, şekersiz bir içecek hazırlıyormuş.

Hatta kakao çekirdekleri o kadar değerliymiş ki bir dönem para yerine bile kullanılmış. Tanrıların insanlara verdiği kutsal bir armağan olduğuna inanılıyormuş.

***

16'ncı yüzyılda İspanyollar Amerika kıtasına ulaştığında kakao Avrupa'ya taşınmış. Ancak Avrupalılar bu acı içeceği pek sevmemiş. İçine şeker, tarçın ve süt ekleyince işler değişmiş.

Çikolata kısa sürede sarayların gözde içeceği haline gelmiş. Uzun yıllar sadece zenginlerin ulaşabildiği lüks bir ürün olarak kalmış.