Kaç Yazımız Kaldı

Bir kısacık yaz daha bitti gitti.

Bütün mevsimler aşağı yukarı aynı süreyi kapsadığı halde neden en kısa süren hep yazmış gibi geliyor bana

Eskiden bir yaz bitmek bilmezdi. Okullar kapanır, önümüzde uçsuz bucaksız üç ay varmış gibi gelirdi. Şimdi daha yaz geldi diye sevinmeye fırsat bulamadan eylül kapıya dayanıyor.

Kış deseniz bitmek bilmiyor. Sonbahar deseniz daha başlamadan içime sıkıntı veriyor.

Güneşi, sıcağı, uzun günleri, açık havayı, denizi seviyorum. Her yazın ardından da kısa bir süre yas tutuyorum.

Bazıları sonbaharın romantik olduğunu söyler. Sararan yaprakları, yağmuru, serin havayı sever.

Ben sevmiyorum.

Yaprakların dökülmesi, havanın erken kararması, güneşin gücünü kaybetmesi bana hep bir dönemin daha bittiğini hatırlatıyor.

Belki de sonbaharın bende yarattığı hüznün asıl nedeni bu. Çünkü yazın bitmesi yalnızca bir mevsimin sona ermesi değil. Takvimden bir yazın daha eksilmesi demek.

★★★

Bir insan 100 yaşına kadar yaşasa en fazla 100 yaz görebilir. Üstelik 100 yaşına ulaşmak herkese nasip olmuyor.

Çocukken böyle düşünmüyorsunuz tabii. Önünüzde sonsuz sayıda yaz varmış gibi geliyor. Bir yaz bitiyor, öteki nasıl olsa gelecek. 20 yaşında önünüzdeki yazları saymıyorsunuz.

30'da da pek aklınıza gelmiyor.

Ama yaş ilerledikçe insan ister istemez başka türlü bakmaya başlıyor zamana. Her geçen yıl biraz daha kıymetli hale geliyor.

★★★

Bu yüzden zamanın yaş ilerledikçe daha hızlı geçtiğini düşünmeye başladım.

Hafta başı derken hafta sonu, ayın başı derken sonu geliyor. Yıllar da aynı hızla birbirini kovalıyor.

Daha dün lisedeydim sanki. Şimdi oğlum üniversitede.

İnsan geriye dönüp baktığında hayatının bazı dönemlerinin ne kadar çabuk geçtiğini daha iyi anlıyor. Oysa yaşarken hiç öyle gelmiyordu.

Özellikle okul yıllarında...

Bir an önce okul bitsin, büyüyelim, özgür olalım istiyorduk. Kendi kararlarımızı vereceğimiz, kimsenin bize karışmayacağı o yetişkin hayatına ulaşmak için acele ediyorduk.