Dişil Enerji Aldatmacası

İnsanın bir enerjisi olduğu fikri yeni değil. Yüzyıllardır felsefede, psikolojide, hatta gündelik hayatta karşılığı var. Bir insanın odaya girdiğinde yarattığı etkiyi, konuşmadan önce hissettirdiği hâli, bazen tek bir bakışla kurduğu baskıyı ya da güveni inkâr etmek zor. Ama bu enerji meselesi son yıllarda tuhaf bir yere evrildi.

Ben de insanın bir enerjisi olduğuna ve bunu bir ölçüde kullanabildiğine inananlardanım. Ama "çakralarını aç, enerji yolla" gibi, günümüz kapitalist dünyasında içi boşaltılmış, paketlenmiş ve satılabilir hâle getirilmiş olarak pazarlanan moda akımlarla hiç işim olmaz.

***

Bir de bugünlerde sosyal medyada sıkça karşımıza çıkan "dişil enerji'' konusu var. "Dişil enerjisi yüksek", "dişil enerjisi düşük" gibi ifadeler, neredeyse karakter analizi yerine kullanılmakta. Üstelik çoğu zaman hiçbir düşünsel veya bilimsel zemini olmadan. Bekletiyorsan, yavaş hareket ediyorsan, yavaş konuşuyorsan, güç gerektiren işlerde geri durup talep ediyorsan, dişil enerjinin yüksek olduğu iddia ediliyor.

Bu iddiaların psikoloji, nörobilim ya da sosyal bilimler açısından kabul edilmiş bir karşılığı yok. "Dişil enerji" ve "eril enerji" kavramları, modern bilimde ölçülebilen, tanımlanmış ya da kişilik analizi yapmaya yarayan kavramlar değil. Sosyal medyada kullanılan bu tanımlar, büyük ölçüde sezgisel genellemeler, geleneksel cinsiyet rolleri ve popüler spiritüel söylemlerin karışımından ibaret.

Örneğin dişil enerji çoğu zaman "bekle, sus, akışta kal, talep et, peşinden koştur" gibi kalıplara indirgeniyor. Eril enerji ise "kovala, öde, koru, yönet" gibi söylemlerle sunuluyor. Bu yaklaşım, ilişkiyi iki yetişkin arasındaki bilinçli bir bağ olmaktan çıkarıp, ilkel bir rol oyununa çeviriyor. Karmaşık ilişki dinamikleri tek cümlelik sloganlarla açıklanıyor. Sonuç olarak insanlar iletişim kurmak yerine pozisyon almaya çalışıyor.

Ayrıca "Ben dişil enerjideyim" diyerek pasifliği, kararsızlığı ya da sürekli beklenti içinde olmayı yücelten bir dil var. Aynı şekilde "eril enerjim güçlü" diyerek kontrolcülük, sertlik ve duygusal körlük meşrulaştırılıyor. Böylece bu kavramlar kişisel gelişim aracı olmaktan çıkıp, davranış mazeretine dönüşüyor.

***

İşin aslına bakacak olursak, yavaş konuşmak, beklemek, talep etmek ya da geri durmak bir enerji düzeyinin göstergesi değildir. Bunlar kişisel tercihler, öğrenilmiş davranışlar ve duruma göre verilen tepkilerdir. Bu tür davranışları "dişil" etiketiyle paketlemek ise bilimsel bir analiz değil, insan davranışını basitleştirerek belirli kalıplara sokma çabasıdır.

Üstelik bu söylemler masum da değil. "Dişil enerji" adı altında pazarlanan şey, kadına yeniden "uyumlu ol, bekle, yerini bil" demenin modern yolu. Talep eden ama yük almayan, geri duran ama çekici kalması beklenen bir kadın profili üretiliyor.