Cumhuriyetin fetret döneminde devlet kurumları, tahrip gücü yüksek AKP, daha doğrusu Cumhur İttifakı ortak yönetiminin yıkımına uğradı. Tahrip görünürden daha ağır, biriken tortu daha kalındır. Devlet kurumlarının onarımı, beceri, liyakat, özveri gerektirir. Fetret, dağılma dönemlerini; onarım, restorasyon dönemleri izler. Bu görev kökeni Kuvayı Milliye, Anadolu-Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti'ne dayanan CHP'nindir.
CHP, askeri yönetim tarafından 1981 yılında kapatıldıktan, yöneticilerine siyasal yasak getirildikten sonra 1992 yılında yeniden faaliyete geçiş sonrası da kuruluş amacına uygun gereken etkinliği gösterememiştir. Şaibe bulaştırılmaya çalışılsa da parti, 2023 kurultayında yaşam refleksi göstermiş; yerel yönetim seçiminde de halk, partiyi, yeni yönetimi destekleyerek umut ışığını sürdürmüştür. Cumhuriyetin kurucu partisi CHP, halkın umudunu, beklentisini gerçekleştirmekle, devletin onarımını da üstlenmekle yükümlüdür.
Onarım programında öncelikler, uyulacak ilke ve kurallar belirlenerek, dogmalardan yanlış görüş, ayartılardan kaçınılmalıdır.
Öncelik, ülkede devletin temel görevlerinden olan adaleti sağlamak olmalıdır. Adaletin siyasal amaçlar için araç olarak keyfi kullanılması, temel hak ve özgürlükleri tehlikeye düşürerek, toplumu güvensizliğe yol açarak yasalar ile ayrıştırıyor, "Egemenlik kayıtsız şartsız ulusundur" ilkesine aykırı uygulamalara yol açıyor. Özetle demokratik hukuk düzenine tehdit oluşturuyor. Ülkenin dünyada "quasi-yarıdemokratik" ülkeler grubundan otokrat ülkeler grubuna inmesinde adaletin işlevini yitirmesi başlıca etkendir.
İç politika-dış politika ayrıştırılamaz, karşılıklı etkileşim vardır. Türkiye 1950 sonrası, kısa süreli CHP koalisyonları hariç dış politikada da yanlış yola yöneldiğinden dış politikada başarılı sonuç alamadığı gibi olumsuzluklar, iç politikaya da yansıyor.
Kapitalizmin varlığını sürdürmek, yaşamak için emperyalist olmak zorunda oluşu, iktisaden tartışılmaz gerçeğidir. Yalnız Marksist öğreti değil, klasik iktisat ekolü de kapitalizmin sonunu durağanlık olarak görür. Kapitalizm, durağanlığı aşmak için yeni pazarlar açmak, yeni doğal kaynaklara uzanmak, istismar etmek, sömürmek zorundadır. Birinci Dünya Savaşı sonrası sömürme fiili, askeri işgal, köle ticareti yoluyla olmuyor; yatırım, finansman, dış ticaret, iç politikayı yönlendirmek yoluyla gerçekleştiriliyor.
Kapitalist ülkelerin siyasilerinin, ekonomist düşünürlerinin önerilerinin önemli bölümü, kasıtlı ve bilerek isteyerek gelişmekte olan ülkeleri yanlış yönlere sürüklemek amaçlıdır. Türkiye Washington, Brüksel ilişkilerini irdelemek, ayartıları dikkate almak zorundadır.
Türkiye'de ülkenin NATO'ya kabulünün hemen ardından "petrol, yabancı sermaye kanunları" gelmiştir. 12 Eylül 1980 askeri darbe sonrası "Özalizm" de denen neoliberal politikalar uygulamaya konmuş, özelleştirme, devleti, kamuyu küçültme, yabancı sermayeyi teşvik, finansal liberalizm, uluslararası finansal pazarlara eklemlenme, borçlanma, Cumhuriyetin siyasal açıdan

147