Yazar, Siverek ve Maraş'taki okul saldırılarında hayatını kaybeden çocukların ailelerinin acısından hareketle, toplumsal çatışmanın kökünde ebeveynlerin ihmalkarlığı bulunduğunu iddia ediyor. Bu iddiayla, devlet ve okul yönetiminin sınırlarını vurgulayarak, çocuk yetiştirmede aile kurumunun birincil sorumluluğunun altını çiziyor. Ancak, sistem, sosyal medya etkisi ve mental sağlık sorunlarını göz ardı ederek sadece aile sorumluluk almak, sorunun derinliğini anlamaktan uzak değil mi?
Hafta içinde yaşanan ve hiçbirimizin tasvip etmediği, canımızı acıtan Siverek ve Maraş illerinde meydana gelen okullardaki saldırıda ne yazık ki pek çok aileye ateş düştü. Vefat edenlerin her birinin ayrı bir hikayesi var. Maraş'taki saldırıda hayatını kaybeden Furkan Sancak Balal'ın babası "Tanzanya'dan geliyorum. Yoldayım, ama evladımın cenazesine yetişemeyeceğim" diyerek Maraş halkına seslenip "Yalnız bırakmayın oğlumu son yolculuğunda" dediği sözleri hangimizin canını acıtmadı ki Bir baba olarak empati kurduğumda kahroluyorum. Yüreğim kan ağlıyor. Çok zor evlat acısı.
Yine aynı saldırıda 11 yaşındaki oğlu Adnan Göktürk Yeşil'in babası oğlu için kullandığı "oğlum inançlı, dürüst, vatanını, milletini çok seven bir evladım vardı. 11 yaşında olmasına rağmen çok bilinçliydi. Tek çocuğumuz olduğu için çok üzüldük." sözleri karşısında hangimizin canı acımadı. Baba o kadar dirayetli duruyor ki... Düşünün ne zorluklarla binbir emekle büyüttüğünüz evladınızı elin oğlu sebepsiz bir yere katlediyor. Çok acı gerçekten.
Ya Zeynep Kılıçın'ın annesi Sosyal medyaya düşen videoyu izleyeniniz vardır; Anne, küçük oğluna "ağlama oğlum, bugün ablanın düğünü var" dediğinde kahrolmamak elde değil. Kendi acısını bile yaşayamayıp diğer çocukları için ertelemek kolay değil. İçimiz kan ağlıyor annenin acısını görünce. Bir yandan küçük oğlu ve diğer çocuklarının yüreği incinmesin diye dirayetli, güçlü durmaya çalışıyor diğer yandan da öldürülen kızı için yüreği acıyor, içi kan ağlıyor. Annenin çabasını görünce kahroluyor insan. Hayatta ki evlatları için, ölen evladına ağlayamamak ne kadar zor ne kadar dayanılması güç bir durum.
Bu aileleri nasıl teselli edeceğiz Hangi sözlerimiz yüreklerindeki acıyı dindirebilir ki Sözlerin kifayetsiz kaldığı, acının dinmediği bir noktadayız. Evlat acısı nasıl bir acı, Aman Allah'ım; empati kurunca bile insanın dayanacak gücü kalmıyor. Kendi ellerinle büyüttüğün, sevmeye kıyamadığın evladını bir gün ansızın kendi ellerinle toprağa gömmek durumunda kalmak ne kadar acı, insan aklına mukayyet olmakta zorlanır herhalde. Rabbim kimseye bu acıyı yaşatmasın inşallah. Melekler karşılasın, Peygamber efendimizin sevgisine mazhar olsun bu evlatlarımız.
Evladını kaybetmiş anne babalara Rabbim Peygamber sabrı, metanet versin inşallah. Evladını yitirmiş bu anne babaları görünce imanın ne kadar önemli olduğunu daha iyi anlıyoruz. Onlarda imanın getirdiği tevekkülü, dirayeti, metaneti, Allah'a sığınmayı görüyoruz.
Sabah uyanıp, henüz belki kahvaltılarını bile yapmadan güle eğlene gittikleri okullardan tabutları çıkıyor. Toplumdaki öfkeyi de merhameti de anlamaya çalışmak ve yönetmek gerekiyor. Bu konuda en önemli görev anne babaların...
Bu tür olayların meydana gelmemesi adına yetkililer ne kadar istekli olursa olsun, ne kadar çabalarsa çabalasın aileler evde çocuklarına merhameti, iyiliği, yardımlaşmayı, şefkati, nezaketi öğretmedikçe toplum olarak çok yol alamayız. Her zaman eksik kalır bir şeyler. Çocuklarındaki öfkeyi de fark edip yönetecek olan anne babalardır; merhameti de...

18