Yazar, Türkiye'de yalnız yaşamanın modern bir yaşam biçimine dönüştüğünü, istatistiklerle destekleyerek anlatıyor. Dijital araçlar ve ev aletleri ile sessizliği doldurma çabasının aslında derinleştirdiği boşluğa işaret ediyor. Ancak bu gözlem, ekonomik zorluklar ve bireysel tercih arasındaki gerçek gerilimi tam olarak açıklamıyor mu?
Yalnızlık, kimsenin dırdırını çekmediğiniz o muazzam özgürlük ile ocağa tek kişilik makarna suyu koyarken duyulan o derin boşluğun tam ortasındaki hayatta kalma sanatıdır. Aslında modern bir aristokrat gibi davranmaya çalışıyoruz ama gerçek şu ki, Tabii ekranında 45 dakika boyunca hiçbir şeyi beğenmeyip en sonunda uyuyakalıyoruz.
Türkiye ekonomisinde yalnız yaşamak, adeta "bekâra karı boşamak kolay" atasözünü, "bekâra paket küçültmek pahalı" gerçeğine dönüştürmüş durumda. Marketteki aile boyu indirimlerine bakıp, "Bunu alsam yarısını küflenmeden bitiremem, alsam israf, almasam kazıklanıyorum" diyerek raf önünde kriz geçirmek, yalnızlığın en saf ironisidir aslında.Türkiye'de yalnızlık bir ara durak mı yoksa kalıcı bir adres mi sorusunun yanıtı Areda Piar'ın Yalnızların Marka araştırmasında karşılık buluyor. İş koşulları, bireysel yaşam beklentisi ve evlilik yaşının yükselmesi gibi nedenlerle bir zamanlar geçici bir evre diye tanımlanan yalnız yaşama hali, bugün belki bir tercih belki de bir zorunluluk... ama günün sonunda bir yaşam biçimine dönüşüyor. Araştırmaya göre yalnız yaşayanların %43,3'ü bazen yalnızlık hissederken, %56,7'si huzur, özgürlük ve konfor gibi pozitif duygularla bu durumu tanımlıyor. Başlangıçta kulağa hoş gelse de ister öğrenci olsun ister bekar ister altmış beş plus yalnızlık hem seviliyor hem de taşıması gittikçe güç hale geliyor. Kontrollü bir özgürlük alanına dönüşen yalnızlık, kimsenin karışmadığı, kimsenin hesap sormadığı bir hayat gibi görünse de duygusal ve ekonomik maliyeti olan ince bir faturayı kabartıyor. Yetmiyor, seçilmiş yalnızlık ile hissedilen yalnızlık arasındaki gerilimi de tırmandırıyor.SESSİZLİKLE MÜCADELESessizliğe dayanamadığımız dipsiz kuyuda yalnızlık artık dijital kalabalıkla dengelenmeye çalışılıyor. Katılımcıların %32'si televizyon ile %25,7'si sosyal medya ile dolduruyor boşluğu. Sessizlikle baş başa kalınca insan ya davulcuya ya zurnacıya misali. Bu yüzden evde sürekli bir arka plan sesi var.Dizi oynuyor, video açık, telefon elde... Sessizlikten ziyade sessizliğin içindeki boşluğa tahammülde zorlandığımız için belki de ekran zorbalığına maruz bırakıyoruz kendimizi. Ama asıl kırılma mutfakta başlıyor. Hayatı mümkün olan en düşük eforla yönetmeye çalışanlar için "bu pratik olur" cümlesi her alanda Kara Murat'a dönüşüyor. Kimi insan için inanılmaz bir hazza dönüşen yemek yapma fikri yalnız insanlar için bir hayatta kalma mücadelesine evrilebiliyor.
Mutfakta kendi kendinize konuşurken "Aman canım, en azından televizyonun kumandası bende" diye kendinizi avutursunuz ama o kumandanın pilli bittiğinde bakkala gitmeye üşendiğiniz için parmağınızla tuşlara basarken aslında "kendi krallığınızın yorgun kölesi" olduğunuzu fark edersiniz. Ne uzun cümle oldu be... Pazar kahvaltısını kimseyle bölüşme-menin gururu bile tek başına yeter size.
Katılım-cıların %65,3'ü basit yemekler yaparken, %23,6'sı atıştırmalıkla geçiriyor. Çünkü tencere demek zaman demek, bulaşık demek, enerji demek. İlk bakışta yalnız insanlar için bir dinlenme alanı olarak görülse de ev, gündelik yüklerin sürdürüldüğü kapalı bir sistemi temsil ediyor. O yüzden en iyi tez bitmiş tez misali en iyi yemek en az iz bırakan yemek mottosu devreye giriyor. Tek tabak, tek çatal ve mümkünse hiç bulaşık hız, kolaylık ve erişebilirliğin doğal sonucu haline geliyor.YALNIZLIĞIN SESSİZ ORTAĞI
18