Yazar, Merkez Bankası'nın yüksek faiz politikasının makro düzeyde rasyonel görünse de mikro düzeyde ekonomiyi felç ettiğini savunuyor. KOBİ'lerin konkordatoya sürüklendiği, fabrikaların kapandığı, faktoring finansmanının yeni yatırım yerine borç çevirmeye kullanıldığı bir ortamda, bu politikanın gerçekten başarılı sayılabilir mi?
Ankara'nın o soğuk hayatın içinden iktisattan uzak koridorlarında yine hepimizi ilgilendiren ama bir o kadar da duyarsızlaştığımız için ilgilendirmeyen bir karar alınacak. Küresel piyasaların Hürmüz Boğazının açılıp kapanması karşısında lunaparka döndüğü ortamda Goldman Sachs'ın 300 baz puan faiz artış beklentisi bakalım gerçekleşecek mi Hürmüzde gemilerin yönü değişirken Anadolu'da duran çarkların bir önemi var mı hep birlikte göreceğiz. Politika faizinin bugün Avrupa Bölgesi'nin yaklaşık 18 katı olmasına rağmen, enflasyon hedeflerindeki %350'lik sapma, uygulanan reçetenin bünyeye uymadığını kanıtlıyor. Bir tarafta Merkezin olmasaydık enflasyon %150 olurdusu diğer tarafta saatte kepenk kapatan yaklaşık 13 esnaf.
ÜÇ MAYMUNU MU OYNUYORUZİran'ın ateşkes sürecinde Hürmüz Boğazı'nı ticarete açacağını duyurmasıyla birlikte Brent petrol %10 düştü, 88 dolar bandına geriledi. Avrupa doğalgaz fiyatları aynı gün %8-10 aşağı çekilerek 38-39 euro sınırına indi. Küresel borsalar ralli yaptı, ABD tahvil faizleri geriledi. Kısa bir süre için herkes nefes aldı. Biz de bekledik "Acaba Merkez Bankası bu maliyet ferahlığını bir faiz indirim sinyaliyle taçlandırır mı" mı diye ama ne merkezden ses çıktı ne de Merkez'in iletişim kanalı yabancı kuruluşlardan. Bir kez daha anladık ki ekonomi yönetiminin refleksleri belirgin bir şekilde asimetrikmiş. Kötü haber gelince Usain Bolt hızıyla sıkılaşma yönünde koşuyor, iyi haber gelince kaplumbağa hızında bekle-gör diyor herkes. Hürmüz'ün kapısı açıldığında görmedim, duymadım, bilmiyorum diye pas geçmeyi planlayan irade, Cumartesi günü boğaz yeniden kapanınca, muhtemelen "biz demiştik" şahinliğiyle tazeleneceğe benziyor.Günün sonunda yukarı yönlü risklere hızlı tepki, aşağı yönlü fırsatlara kronik hareketsizlik ekonomik karar birimlerini felç etme noktasına doğru gidiyor. Olmayan bir ekonomi programının çöküşü gibi inanılmaz bir deneyimi de yaşıyoruz delicesine. Üstelik Yeni Şafak'ın manşetten verdiği gibi hedeflerini tutturamayan ve reel sektörde derin bir tahribat oluşturan bir yapıya dönüşerek yaşıyoruz.
FAİZ ŞAMPİYONU Küresel faiz tablosuna baktığımızda Türkiye'nin %37 ile G-20 arasında açık ara zirvede yapayalnız durduğunu görüyoruz. Değerli yalnızlığımızın yanında savaşın tam göbeğindeki Rusya %15, kronik enflasyonun adresi Arjantin %29, Brezilya %14,75 seviyesinde. Hindistan ve Çin gibi üretim devleri, politika faizlerini %3–5 bandında tutarak bambaşka bir kulvarda ilerliyor. Efendim, enflasyon da ortada, reel faiz de bırakınız lütfen...Ticari kredi faizlerinin %50'nin üzerinde seyrettiği bir ortamda sanayiciyi giderek piyasadan uzaklaştıran bu sistematik programla, Kocaeli'deki bir KOBİ'nin Çinli rakibiyle rekabet etmesini beklemek; bisikletle Formula 1 yarışına katılmayı stratejik plan diye sunmaktan farksız bir noktaya gelmiş durumda. Sermayeye erişim maliyeti, üretim kapasitesi, ihracat rekabeti ve dijital dönüşüm arasındaki bağların yüksek faizlerle birer birer koparıldığı bu "faizler ülkesi"nde; hangi verimlilikten, hangi kapasite genişlemesinden, hangi rekabet gücünden söz edebiliriz ki HAYATTA KALMAK İÇİN BORÇMakro düzeyde rasyonel gösterilen ekonomi politikası mikro düzeyde çok daha sert bir tablo inşa ediyor. Son 12 ayda 72 bin firmaya yaklaşık 3 milyar dolar faktoring finansmanı sağlanmış. 2026'nın yalnızca ilk çeyreğinde 36 milyar TL yeni faktoring kullandırılmış. İlk bakışta fintech ve alternatif finansman gelişiyor denebilir ve üç yıl olduğu gibi bir başarı hikâyesi çerçevelenebilir. Ancak satır arası çok daha karanlık bir gerçeğe işaret ediyor. Sağlanan finansmanın büyük kısmı yeni yatırım için değil, mevcut borcu çevirmek için kullanılıyor. Yani üretim artmıyor, kapasite genişlemiyor, ekonomi büyümüyor; yalnızca dönmeye çalışıyor.

17