Bu topraklarda bayrak bir askerin cebinden çıkan "merak etmeyin" diye başlayıp yarım kalan bir mektup, bir annenin sabaha kadar açık kalan lambası, bir çocuğun "babam nerede" sorusuna verilen suskun bir cevaptır. Bu yüzden Türk bayrağına uzanan o kirli eller aslında bu milletin hafızasına, acısına ve umuduna uzanan ellerdir.
Nusaybin'de ve Diyarbakır'da yaşanan SDG–YPG destek yürüyüşleri ve Türk bayrağını hedef alan provokasyon, bu yüzden sıradan bir sokak olayı değildir. Devlet ile millet arasındaki sessiz sözleşmeye yönelik bir saldırıdır. Bu ülkede terör, yalnızca dağda değil; bazen kalabalıkların arasında, bazen bir sloganın gölgesinde, bazen de bayrağın indirilmek istendiği o birkaç saniyede kendini gösteriyor.
Tam da bu noktada meseleyi süslemeden sormak gerekiyor. SDG ve YPG terör örgütüyse, bu örgütlere destek yürüyüşü yapanlar, bu örgütlerin sembolleri ile sokaklara çıkanlar ve Türk bayrağını gönderden indirme cüreti gösterenler terör destekçisi değil midir
Bu soruya ne sertlik hevesiyle ne de politik ajitasyonla cevap vermeye gerek var. Kim Türk bayrağını hedef alıyorsa, kim terör örgütünün propagandasını yapıyorsa, kim bu milletin ortak mirasına meydan okuyorsa, o artık seyirci değildir, masum hiç değildir. Terörist olmasa bile, terörün hizmetkârıdır. Ve bu ülkede terörün silahlısı kadar, onu meşrulaştıranı, alkışlayanı, sokakta görünür kılanı da aynı tarihsel sorumluluğun içindedir.
Bu yüzden cevap kısa, net ve tartışmasız olarak Evet'tir.
Türkiye, kelamın ve diyaloğun değerini bilen bir devlettir. Ancak kelamın bayrak indirmeye, egemenliği tartışmaya ve terör sembollerine dönüştüğü yerde "Kılıç kınından çıkarsa, kaleme ve kelama yer kalmaz." Kimse kusura bakmasın, bu bir öfke hâli değil; egemenlik refleksinin yansımasıdır.
YA MİLLETİN YANINDASIN YA KARŞISINDA
Terörsüzlük, dar bir güvenlik başlığına sıkışmak yerine bugün yaşanan, hissedilen ve geleceği doğrudan şekillendiren bir hayat meselesi olarak karşımızda duruyor. Bu mesele, yalnızca sınır hatlarında değil; sofrada bölünen ekmekte, sabah işe giden insanın yüzündeki ifadede, gençlerin yarına dair kurduğu cümlelerde kendini gösteriyor. Silah sustuğunda yalnızca çatışma bitmiyor; hayat yeniden nefes almaya, umut yavaş yavaş yerini bulmaya başlıyor. Terör uzantılarının siyasi ve sosyal tahakküm kurmaya çalıştığı bölgelerde bugün her açılan fabrika, her kurulan lojistik merkez, her üretilen katma değer; sessiz ama güçlü bir karşı duruş anlamı taşıyor. Şu an yükselen her bacada, çalışan her makinede, alın teriyle kazanılan her ücrette terör ekonomisine karşı işleyen bir panzehir var. Çünkü terör hâlâ yoksulluktan ve umutsuzluktan beslenmeye çalışıyor. Bu yüzden teröre alan açmaya dönük her provokasyon, bugün yalnızca bayrağa değil; Türkiye'nin kalkınma iradesine, istikrar kararlılığına ve ortak geleceğine yönelmiş bir saldırı olarak okunmalı. Bugün yürütülen sınır ötesi operasyonlar, iç güvenlik adımları ve hukuki süreçler terörü yaşatan damarları da kurutmalı. Hedefte yalnızca silah taşıyanlar değil; o silahı besleyen yollar, o fikri yaymaya çalışan diller, o şiddeti normalleştirmeye çalışan zihinler de olmalı. Devlet, terörü dağda aradığı kadar şehirde; silah kadar sloganda; mermi kadar propagandada da aramalı.

24