Toplumu "sosyal hayatta kalma moduna" hapseden ekonomik sıkışmışlık, mutfakta radikal bir kırılmaya yol açarken; kadınlar, gençler ve emekliler üzerinden iktidarın kalelerini sarsan büyük bir sandıkta sessiz istifa dalgası üretiyor. Areda Survey'in "Sosyometre Mayıs 2026 Ekonomi Raporu" verileri, ekonomik daralmanın sadece bir cüzdan meselesi olmadığını, bireylerin kimliklerini, sosyal bağlarını ve geleceğe bakış açılarını nasıl yeniden şekillendirdiğini açıkça ortaya koyuyor.
Ankete katılanların %52,6'sı gıda ve mutfak masraflarının kendilerini en çok zorlayan kalem olduğunu belirtmiş; bu oran diğer tüm kalemleri fersah fersah geride bırakıyor. Halkın bu denli ezici bir çoğunluğunun gıdada sıkışıp kalması ve buna refleks olarak lüks tüketimi tamamen kesip zorunlu ihtiyaçlara hapsolması, harcama kalıplarında yapısal bir gerilemeyi gözler önüne seriyor. Nitekim ankete katılanların %58,5'i "sadece en temel ihtiyaçlarımı alıyorum, lüks sayılan her şeyi kestim" yanıtını vermiş. Eğlence, giyim, dışarıda yemek yeme gibi pratikler modern toplumlarda bireyin sosyalleşme, aidiyet hissetme ve kültürel sermaye üretme alanları. Bu alanların hayatın dışına itilmesi, bireyleri ev içine hapsederken toplumsal ilişkileri zayıflatıyor ve kamusal alandaki kültürel canlılığı erozyona uğratıyor. Bu durum, orta sınıfın sosyo-ekonomik olarak çözülmesinin ve güvencesizleşme sürecinin somut bir yansıması açıkçası.
YARINSIZLIK KISKACI
Toplumda yerleşen kronik gelecek kaygısı ve güven aşınmasının kendisini bir kez daha gösteriyor olması şaşırtıcı değil aslında. Araştırmanın fiyat beklentisi sorusuna verilen yanıtlar bu tabloyu çarpıcı biçimde özetliyor. Ankete katılanların %37,5'i fiyatların bugünkü hızında artmaya devam edeceğini, %36,8'i ise daha da hızlanacağını öngörüyor. Yani toplumun dörtte üçünden fazlası geleceğe karamsarlıkla bakıyor; fiyat artışlarının yavaşlayacağını umut edenlerin oranı yalnızca %25,8. Bu baskın karamsarlık, toplumda iktisadi istikrara ve yarına dair yapısal bir inançsızlığın kökleştiğinin de açık kanıtı bir bakıma.
AK PARTİ'Yİ BEKLEYEN ÜÇLÜ TEHLİKE
Araştırma verileri, AK Parti'nin kendi tabanında üç kritik demografik grupta sessiz ama derin bir aşınma sürecinin işlediğine dair güçlü sinyaller taşıyor. Ekonomik baskıyı en ağır biçimde hisseden, geleceğe en karamsar bakan ve harcama davranışlarını en sert kısmak zorunda kalan kesimler tam da iktidar partisinin geleneksel destek havuzunun göbeğinde yer alıyor.
Kadınlar cephesinde tablo kritik. Araştırma, kadınların fiyat artışları konusunda erkeklere kıyasla belirgin biçimde daha karamsar olduğunu ortaya koyuyor: Kadınların %46,1'i önümüzdeki aylarda fiyatların daha da hızlanacağını düşünürken, aynı görüşü paylaşan erkeklerin oranı yalnızca %27,2. Bu 19 puanlık makas, kadınların gündelik alışverişin birincil yöneticisi olarak enflasyonu çok daha doğrudan ve yakıcı biçimde deneyimlediğini yansıtıyor. Üstelik kadınların %53,6'sı tüm lüks harcamalarını keserken, en ucuz ürünlere yönelme oranı (%25,8) da erkeklerden yüksek. AK Parti'nin kadın seçmen desteğini göz önüne aldığımızda, bu kaygı yoğunluğu ve yaşam kalitesindeki belirgin gerileme, söz konusu desteğin ne denli kırılgan bir zemine oturduğunu gösteriyor.
Gençler cephesinde tehlike farklı bir biçim alıyor ama sonuç aynı derecede ciddi. 18-34 yaş grubunun yalnızca %34'ü gıda masraflarını birincil sorun olarak gösterirken, bu kesimin %35,5'i eğlence, giyim ve dışarıda yemek gibi sosyal harcamalardaki artıştan yakınıyor. Gençler için hayatın anlam taşıyan alanları, sosyalleşme, kimlik ifadesi, kültürel katılım ekonomik buhran tarafından doğrudan kuşatılmış durumda. Dahası, 18-34 yaş grubunun %45,9'u fiyatların daha da kötüleşeceğine inanıyor ki tüm yaş grupları içindeki en yüksek kötümserlik oranı. Geleceğe bu denli karamsar bakan, sosyal yaşamı bu denli kısıtlanan bir gençlik kuşağının siyasi sadakatinin ne yönde evrileceği, AK Parti açısından ciddi bir soru işareti oluşturuyor.

30