Yıl olmuş 2071… Takvimler 1071'den 2071'e zaman tüneli diye ileri sarıyor, vizyon metinleri "küresel güç", "dijital çağ", "yerli ve millî atılım" diye başlıyor. Ama sahne arkasında manzara tanıdık…
Lacivert yelekli dedektifler ellerinde defter kalem raftaki etiketle kasadaki fiyatı karşılaştırıyor. 2071 vizyonu, 1071 denetim refleksiyle ayakta durmaya çalışıyor. Bir yanda algoritmalar, yapay zekâ, dijital devlet iddiaları; öte yanda "etiketle kasa tutuyor mu" sorusuna sıkışmış bir mücadele anlayışı. Artık hepimiz biliyoruz ki asıl meselemiz ne lacivert yelekliler ne üç harfliler ne de domatesler. Domates burada temsili, lütfen üzerine alınmasın. Mesele enflasyonla mücadeleyi halen gözle bakarak sürdürüyor olmamız. Gözle değil veriyle görülen fiyatı, market market değil algoritmayla yapılan denetimi biz hala kara düzen devam ettiriyoruz. Çin bilmiyor, AB bilmiyor, İngiltere bilmiyor sadece biz biliyoruz.
AHLAK MI SİSTEM Mİ SORUN
Gerçekte sistem tasarımı sorunu olan fahiş fiyat meselesini bugün bir ahlak sorunu gibi tartışma hatasına düşüyoruz üstelik. Fiyatın nerede kabardığını bilmediğimiz bu masallar ülkesinde suçu genelde en son halkaya markete, esnafa atıyor, vatandaş ile vatandaşı birbirine kırdırıyoruz. He ahlak sorunu yok mu normalleşmiş bir şekilde var bunu da inkar etmeyelim.
Ama yazan kalem siyah, hikâye hep aynı hikaye: Market suçlanır, kasiyer azar işitir, lacivert yelekli tutanak tutar. Ama zincirin başındaki maliyet balonu ise Kapadokya semalarında süzülmeye devam eder. Yeni Şafak Gazetesinin bir ara önerdiği Cumhur reyonu gibi sistemik soruna ara çözümlere de olmadık kulplar bulmaya öldük ölüyoruz. Madem raf, reyon, nokta kurmak çok avam geliyor o zaman gelin Tedarik Zinciri ve Şeffaf Fiyat Ağı kuralım. Fiyatı sonradan kovalamak yerine anında görünür kılalım, lacivert yeleklinin refleksini değil otoritenin sinir sitemini yeleklilerin gücü adına güçlendirelim.
ETİKET DEĞİL, ALGORİTMA KONUŞTUĞUNDA
Gelin birlikte tasavvur edelim.
Sistem, ürün daha tarladayken ya da fabrikadan çıkarken başlıyor.
Her ürüne bir dijital kimlik, yani bir "ürün pasaportu" tanımlanıyor.
Gübre maliyeti, mazot gideri, depolama masrafı, nakliye bedeli…
Hepsi blokzincire yazılıyor. Silinemez, değiştirilemez, "yanlışlıkla" kaybolamaz.
Böylece kimse çıkıp da "Ben bu ürünü pahalıya aldım" diyemez.
e-Fatura ile blokzincir entegre çalıştığında, etiketle kasa arasındaki fark artık bir ihtilaf değil, teknik bir imkânsızlık haline geliyor. Yanlış fiyat yazmak, yanlış tarih atmak gibi bir şey oluyor.
Yetmiyor, yapay zekâ devreye giriyor.
Mazot fiyatı sabit mi
Don yok mu
Kurda olağanüstü bir sıçrama yaşanmadı mı
Evet.
Ama domates %50 zamlandı mı
İşte o anda sistem "bir dakika" diyor. Yeleklileri çağırmadan, şikâyet beklemeden, tweet atmadan. Çünkü algoritma devreye giriyor ve uyarıyor.
Üç büyük zincir market aynı gün, aynı saatte, aynı ürüne aynı oranda zam mı yaptı
Eskiden buna "tesadüf" denirdi artık kümelenme analizi diyoruz. Yani karteli, romantik bir şüphe olmaktan çıkarak, matematiksel bir bulguya dönüştürüyoruz. Sadece zincir marketler mi Fahiş fiyat denince akla gelen dinlenme tesisleri meselesi ise başlı başına bir trajikomedi. Şehirden çıkınca serbest piyasa bitiyor, "esnaf feodalizmi" başlıyor. Bu modelde orası da göz ardı edilmez gerekirse konum bazlı makul kâr hesaplanır. QR kodu okutan vatandaş, ürünün gerçek fiyatını görür, fazlaysa şikâyet eder ama bu kez şikâyet bir dilekçe ya da çağrı merkezi ile değil; kanıtlı dijital kayıt ile anında olmuş olur.

24