Overlok makinesi ayağımıza geldi, İFM hazır mı
Dünya sermayesi yeni bir merkez arıyor, Türkiye kendi oyunu oynayacak mı yoksa başkalarının kurduğu oyunda kalacak mı?
Yazar, ABD-İran geriliminin küresel sermayeyi yeniden konumlandırdığını ve bunun İstanbul Finans Merkezi için tarihi bir fırsat yarattığını savunuyor. Bu fırsatın hayata dönüşmesi için vergi teşvikleri değil, hukuki güvenilirlik, kurumsal istikrar ve gerçek finansal karar merkezliğinin gerektiğini ileri sürüyor. Ancak sadece vizyoner hedefler vardı, bunları gerçeğe dönüştürmek için gerekli adımlar ve kurumsal kapasiteyi oluşturduk mu?
Sermayenin dikkatine, fonlara, portföylere, türev ürünlere, yatırım araçlarına, varlık yönetim yapılarına ve finansal işlemlerin kenarlarına güven ve istikrarla "overlok" çekilir.
Dünya bir kez daha bildiğimiz yer olmaktan çıkıyor. ABD-İran hattında dalgalı da olsa yüksek seyreden tansiyon savaşın etkisini diplomatik bir krizin çok ötesinde taşımış durumda. Küresel ekonominin her gün farklı bir sinir ucuna dokunan, enerji akışlarını bozan, risk algısını yukarı çeken ve en önemlisi sermayenin yönünü yeniden tartışmaya açan bir kırılmayı yaşıyoruz bugün.
Hürmüz Boğazı'nda yaşanan aksama, petrol fiyatlarının yeniden yukarı yönlü baskı altına girmesi ve piyasalarda artan temkin hali bize göstermiş olsa da arka plandaki gerçeği de bir kez daha gün yüzüne çıkarıyor. Belirsizliğin ve öngörülemezliğin yangını ortasında kalan sermaye geldiğimiz noktada yön değiştirmek için yeni bir Merkez arayışında. Dolayısıyla mesele petrol fiyatı kaç dolarları görür sorusundan çok daha önemli bir yere konumlanıyor.
PARA BİZDE
Savaş iklimi bir kez daha gösterdi ki küresel sermaye artık sadece getiri peşinde koşmuyor, riskten kaçınmanın matematiğini de yapıyor. Güvenli zemin, kesintisiz erişim ve sürdürülebilir bir operasyon alanı bugün bu dumanlı havada paranın pusulası. Körfez hattı jeopolitik fay hattına dönüşmüş, Avrupa yüksek maliyetle hantallaşmış, Asya ise kendi iç dengelerini yeniden kurma telaşına düşmüşken, aslında masadaki para nereye gidecek sorusu da değişiyor. Asıl soru:
Para nereye gidecek değil, nerede kalmaya razı olacak
İşte bu sorunun cevabı, yıllar önce vizyonu çizilen ama belki de ilk kez bu kadar kritik hale gelen bir şehirde saklı: İstanbul Finans Merkezi (İFM).
Ataşehir'den olur da bir gün geçerseniz finans merkezleri bankaların toplanıldığı yermiş gibi bir izlenim oluşabilir. Ancak finans merkezleri aslında paranın yön bulduğu, yatırım kararlarının alındığı, riskin fiyatlandığı ve geleceğin satın alındığı merkezlerdir. Bugün sermaye dolaşmakla kalmıyor, konumlanıyor, karar veriyor ve nihayetinde kalıcı hale geliyor. Bu yüzden İFM yeni bir ekosistemin inşa edildiği bir yapıyı temsil ediyor.
Artık Overlokçu ayağımıza kadar gelmişken, bu hikayeyi yarım bırakmamalı, geciktirmemeli, teknolojik alt yapısıyla karar vericileri ve insan sermayesini hızla hareke geçirmeliyiz.
GELEN VAR, KALAN OLACAK MI
Vergi avantajları ve muafiyetler, uluslararası sermaye için önemli bir ilk giriş teşviki sağlasa da tek başına kalıcı yatırım davranışı üretme potansiyeli maalesef ki düşük. Hukuki öngörülebilirlik, düzenleyici istikrar, kurumsal güvenilirlik ve makroekonomik istikrar gibi kulağa hoş gelen kriterler vergi teşviklerle gelen sermayeyi tutma hedefine gitmeye yardımcı olacaktır. Fon yöneticileri, yatırım bankacıları, risk analistleri, finans mühendisleri ve uluslararası ekiplerin İstanbul'da konumlanması; finansal karar alma süreçlerinin bu şehirde yoğunlaşması karar üretme kapasitesi açısından da önem taşıyor. Aynı zamanda özellikle TL'ye dayalı finansal ürün çeşitliliğinin artırılması, piyasa derinliğinin güçlendirilmesi hali hazırda merkez arayışında olan uluslararası yatırımcılar için cazibeyi artırabilir.
Dolayısıyla esas hedef, yatırımın ötesine geçerek finansal kararların üretildiği, riskin fiyatlandığı ve sermayenin yönetildiği bir merkez oluşturmak olmalı.
TÜRKİYE'NİN KENDİ OYUNU

18