"Bu memlekette en başarılı döneminde kimler kimler gitti, piyasa çökmedi. Şimdi gitmeyecekte ne zaman gidecek" ve benzeri minvalde dert zincirleri. En Zayıf Halka başlıklı yazıya gelen onlarca iç yakarış aynı noktada birleşiyor. Kaldığımız yerden devam ediyoruz ve soruyoruz madem makro veriler harika, dezenflasyon programı çalışıyor o zaman sokaktaki bu yangının sorumlusu kim.
BÜYÜME BUHARLAŞIYORMayıs ayında hem ihracat hem de ithalat düştü; ihracat yüzde 9,5, ithalat ise yüzde 10,8 geriledi. Tek aya bakıldığında, ithalattaki daha sert düşüş nedeniyle dış ticaret açığı daralmış gibi görünüyor. Ancak asıl resim yılın ilk beş ayının kümülatif tablosunda görünüyor. İhracat yüzde 0,2 büyürken ithalat yüzde 1,1 büyümüş. Dış ticaret açığı yüzde 3,6 artarak 42,7 milyar dolara yükselirken, ihracatın ithalatı karşılama oranı yüzde 72,9'dan yüzde 72,2'ye gerilemiş. Yani İhracat odaklı büyüme söyleminin motivasyonu da bir kez daha sıcaktan buharlaşıyor.
Dış ticaret verisinin en rahatsız edici satırı teknoloji tablosunda saklı. Mayıs ayında yüksek teknolojili ürünlerin imalat sanayi ihracatı içindeki payı yüzde 3,1. Buna karşılık, aynı ürünleri ithalatta yüzde 12'ye yakın bir oranla alıyoruz. Yani ihraç ettiğimizin neredeyse dört katı yüksek teknolojiyi dışarıdan satın alıyoruz. Bu makas kapanmadan ne dış ticaret dengesi yapısal olarak iyileşebilir ne de Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı'nın her platformda dile getirdiği "dijital ve teknolojik dönüşüm" hamlesi somut bir karşılık bulabilir; bu verilerle o söylem maalesef havada kalıyor. Ara malda ithalat bağımlılığını söylemiyorum bile.
SANAYİ ERİYOR, İNŞAAT ŞİŞİYORDış ticaret verilerimize bakıp "Biz neden hâlâ yüksek teknoloji üretemiyoruz, mikroçip yerine neden sürekli ithal bilgisayar alıyoruz" diye saçını başını yolanlar için cevap işgücü istatistiklerinde gizli. Nur topu gibi bir sektörel yer değiştirmemiz var. İmalat sanayii tek bir yılda tam 122 bin çalışanını kaybetmiş. "Gelecek yapay zekada, yazılımdadır" dediğimiz bilgi ve İletişim sektörü de bu daralmadan nasibini almış, kod yazanlar bavulunu toplamış bile.
Türkiye; katma değer üreten imalattan vazgeçip inşaata, vizyoner teknolojiden vazgeçip hizmet sektörüne kayıyor. İhracat üretemeyen, verimlilik artışı sağlayamayan bu yeni istihdam yapısı, işsizlik verilerini makyajlayarak piyasaları kısa vadede sakinleştirebilir. Ancak arka planda hem dış ticaret açığını kalıcı hale getiriyor hem de ülkenin orta vadeli rekabet gücünü sessiz sedasız, çimento dökerek gömüyor. Yani sanayideki erimeyle dış ticaretteki teknoloji açığı yanlış anlaşılmasın aynı yapısal vizyonsuzluğun iki öz evladı olarak aynadaki karşılığını arıyor. Ekonomik Güven Endeksi'ndeki inşaat verisi bu trajikomik tabloya tüy dikiyor. İnşaat güven endeksi Mayıs ayında 82,1'e gerilemiş. Yani sektör o kadar tuhaf bir halde ki, hem deli gibi eleman alıp büyüyor hem de kendi geleceğine zerre güvenmiyor! Sektörün psikolojisi, lunaparktaki hız trenine binen ama korkudan gözlerini kapatan benden farksız.
HERKESYüksek faiz, artan ham madde maliyetleri ve yüksek kiraların yarattığı baskı altında, ekonominin tabanını oluşturan küçük işletmeler ve esnaf fiilen faaliyet alanını kaybediyor. Toplam gelir içinde girişimci ve esnaf gelirinin payı, sadece bir yılda 2,5 puan birden düşerek yüzde 18,3'e inmiş.
Enflasyonu düşürmek amacıyla uygulanan talep kısıtlayıcı politikalar karşısında üç yıldır gelirleri eriyen, banka borçlarını sürdürebilmek için alternatif finansman arayışına giren ve kepenk kapatma noktasına gelen geniş bir kesimin yaşadığı yapısal sorunlar, gelir dağılımı istatistiklerindeki bu düşüşün arkasındaki temel gerçeği oluşturuyor. Ne uzun cümle değil mi, olsun siz neler gördünüz 3 yılda nefessiz kalmadınız.
26