Onlarca yıldır aynı ezber tekrarlanıyor, kadın çalışmalı, üretmeli, ekonomiye can vermeli, 9-5 mesaide hayatını çürütm... pardon, kendini gerçekleştirmeli! Bu söylem o kadar içselleştirildi ki ufak bir sorgulama niyetinde dahi olsanız Orta Çağ zihniyeti olarak linç yiyorsunuz. Çalışmayan kadın "Geri kalmış, vizyonsuz, Netflix bağımlısı", evinde çocuğuyla ilgilenen anne "İsraf edilmiş bir potansiyel" olarak nitelendiriliyor. Oysa pembe bulutların arkasındaki rakamlar ve gerçekler bambaşka bir drama işaret ediyor. Sistem ne kadar zorlasa da kadın, kendi doğasına, kendi tercihine, kendi ailesine yöneliyor. Sonuç mu Kapitalizmin "hem iş kadını ol, hem kusursuz anne ol, hem de yoganı eksik etme" ghosting'ine maruz kalan kadın...
VERİLER NE SÖYLÜYOR, BİZ NEDUY UYORUZ
TÜİK verileri çarpıcı bir tabloyu gözler önüne seriyor. Türkiye'de kadınların yarı zamanlı çalışma oranı yüzde 18,3 iken erkeklerde bu oran yüzde 9,0. Yani kadınlar tam zamanlı iş hayatına erkeklerin yarı oranında razı oluyor. Bu bir tesadüf değil aslında. Çalışmak zorunda olan ama tam anlamıyla dahil olmak istemeyen, ailesine ayıracak zamanı korumaya çalışan bir kadın profilinin sayısal yansıması. Hanesinde 3 yaşın altında çocuğu olan 25-49 yaş grubundaki kadınların istihdam oranı yalnızca yüzde 26,9. Aynı koşuldaki erkeklerde bu oran yüzde 90,9. Kimse bu erkeği aile kutsalına kurban oldu diye nitelendirmiyor; kimse de bu kadına doğal tercihini kullanan biri gözüyle bakmıyor. Oysa karşımızda duran bu tablo, zorlama bir ideolojik dayatmadan çok insanın fabrika ayarlarının ve o içgüdüsel dengenin net bir fotoğrafı.
KARİYER BASAMAKLARI YÜKSELİRKEN BOŞALAN BEŞİKLER
Türkiye'de toplam doğurganlık hızı 2001'de 2,38 çocukken 2025'te 1,42'ye geriledi. Son 9 yıldır nüfusun yenilenme eşiği olan 2,1'in altındayız. 2017'de 1,5'in altında doğurganlık hızına sahip il sayısı 4'tü; 2025'te bu sayı 59'a çıktı. Doğurganlığın en yüksek olduğu yaş grubu 2001'de 20-24 yaş grubuyken 2025'te 25-29 yaşa kaymış. Kadınların ortalama ilk evlenme yaşının 26,0 olduğu düşünüldüğünde, anne olmak için kalan süre giderek kısalıyor.
Bu bir demografik uyarının ötesinde çığlık resmen.
Yalnız değiliz aslında. Bu dramatik filmi Güney Kore, Japonya ve İtalya gibi ülkeler de önden bilet alarak izlediler. Üstelik bu ülkeler, onlarca yıllık allı pullu toplumsal eşitlik politikalarına ve bütçeleri sarsan milyarlarca dolarlık çocuk teşvik paketlerine rağmen 1,0'ın altına çakılmaktan kurtulamadılar. Demek ki neymiş Kasaya para koyarak ya da gökdelenlere kreş açarak insan doğası formatlanamıyormuş. Ve kadınlar modern dünyanın o yoğun kariyer baskısından, mesailerinden ve "süper kadın" olma dayatmasından sıyrılıp özgür bırakıldığında, pusula yeniden tek bir yeri gösteriyor, ben diyeyim evi siz deyin aileyi. Tabii o sırada yaş otuz beşi geçmediyse...
GÖRÜNMEZ EMEK
İngiltere›deki Sendikalar Konfederasyonu›nun verilerine bakılırsa, durum tam bir finansal trajedi. Erkek ve kadın arasındaki maaş farkı yüzde 12,8 seviyesinde. Üstelik uzmanlar bu farkın kapanması için 2056 yılına kadar beklememiz gerektiğini söylüyor. Yani parıltılı plazalarda eşitlik kutlamaları yapabilmek için önümüzde sadece bir otuz yılcık var. Bu hesapla, ortalama bir kadın çalışan, yılın tam 47 gününü fiilen hayır kurumuna bağış yapmış gibi, yani tamamen ücretsiz çalışarak geçiriyor. Maaş uçurumu, özellikle 50-59 yaş grubunda zirve yapıyor. Neden mi Çünkü bu yaş grubundaki kadınlar; zamanında o çok övülen kariyer basamaklarını bir kenara itip, çocuğuna, yaşlısına, yani ailesinin bakım sorumluluklarına öncelik vermiş olanlar. Sistem, fedakarlığın faturasını emeklilik arefesinde yine onların önlerine koyuyor.

21