Nisan 2026 enflasyon verileri ile piyasaların gerçek görünümü birlikte okunduğunda Türkiye ekonomisinin artık klasik bir enflasyonla mücadele denkleminden çıktığı görülüyor. Başlangıçta her ne kadar masada iç talep, kur, faiz ya da bütçe disiplini olsa da artık enerji jeopolitiği, finansman kanallarının tıkanması, maliyet öngörülemezliği ve şirketlerin hayatta kalma refleksi aynı anda devreye girmiş durumda. Yani ekonominin direksiyonunda Ankara oturuyor gibi görünse de, kumandanın bir tuşu Hürmüz'de, bir tuşu Brent petrolde, bir tuşu bankaların teminat masasında, bir tuşu da şirketlerin boşalan kasasında duruyor.
Nisan'da TÜFE'nin aylık %4,18 ile beklentileri aşması, dezenflasyon sürecinin ne kadar kırılgan olduğunu gösterirken; piyasanın içler acısı tablosu bu kırılganlığın reel sektörde nasıl bir savunma ekonomisine dönüştüğünü ortaya koyuyor. Israrla tünelin ucundaki dezenflasyon ışığı müjdelense de sokaktaki lamba yüksek voltajdan patlamak üzere. Hazinenin puslu koridorlarında kağıt üzerinde kurgulanan o tek haneli pembe düşler, Şişhane'nin dik yokuşlarında, borç sarmalındaki esnafın tezgahında ve ay sonunu getiremeyen orta sınıfın mutfağında buz dağı gibi duruyor. Areda Survey'in Nisan Sosyometre sonuçları da toplumun izlenen ekonomi politikasından umudunu kestiğin net bir şekilde ortaya koyuyor. Araştırma sonuçlarına göre toplumun %85,3'ü uygulanan ekonomi programının enflasyonu düşürmede başarısız olduğunu düşünüyor. Kâğıtta bahar havası tezgahta geçim kavgası, kışı yaşıyorlar delicesine...
GEÇİCİ Mİ ŞOK!
Hürmüz hattındaki her gerilim; akaryakıta, lojistiğe, tarımsal üretime, sanayi maliyetlerine ve nihayet market rafına yansıyor. Hürmüz'de sıkışan bir tanker, İstanbul'da yükselen kira; Basra'da artan risk primi, Ankara'da değişen faiz kararı anlamına gelebiliyor. Faiz demişken Hürmüz'den geçen petrol tankerine faiz artışıyla yol açma ritüelimiz enerji maliyetinin etkisini kısmak bir yana tüm kesimlerin nefesini kısmaya ant içiyor. Tüm bu belirsizliklerin gölgesinde Nisan enflasyonunun bileşenleri geniş tabanlı bir maliyet baskısının sepeti nasıl esir aldığını gözler önüne seriyor. Merkez talebin üstünde tepinmeyi sürdüredursun, konut ve gıda başta olmak üzere meydana gelen artışlar enflasyonun hala mutfaktaki yangını körüklediğini gösteriyor. Geçici bir şok olarak nitelendirilen enflasyon Anadolu'dan gelen akraba misali koltuğa kurulduktan bu yana kalkmasını bir türlü bilmiyor. Her çay servisinde kalksın diye gözüne baktığımız misafirin cırılana kadar çay içeceği artık neredeyse kesinleşmiş durumda.
YANGINI VAR YANGINI VAR BEN YANIYORUM...
Göstergeler bir yana piyasa görünümü, reel sektörün büyüme, yatırım ve genişleme ajandasından uzaklaştığını; nakdi koruma, sabit giderleri azaltma ve küçülerek hayatta kalma moduna geçtiğini gösteriyor. Şirketlerin maruz kaldığı maliyet ve fiyatlama baskısı, finansman krizi ve operasyonel daralma bugün savunma refleksinin ana damarlarını temsil ediyor. Şirketler artık "nasıl büyürüm" sorusundan çok "bu ay nasıl dağılmam" sorusuna cevap arıyor. Maliyetler haftalık değişirken uzun vadeli fiyat vermek zorlaşıyor; ihracatçı pazar kaybetmemek için kimi zaman zararına satış yapmak zorunda kalıyor. Bu kadar mı, elbette hayır...
SU ÇOK GÜZEL GELSENE!
Bankaların ek teminat talepleri, katılım bankalarının risk iştahındaki düşüş ve Ortadoğu kaynaklı fon akışının durması, şirketlerin nakit döngüsünü bloke ediyor. Kredilerin erişilemez olmanın ötesinde seçici, teminat odaklı ve dışlayıcı olması finansmanı bir nevi fren işlevine büründürüyor. Büyük holdinglerde başlayan stratejik küçülme, yatırım harcamalarının ertelenmesi, satın almaların iptal edilmesi ve sermaye yatırımlarının küçük parçalara bölünmesi; yan sanayi, lojistik, hizmet sağlayıcılar, KOBİ'ler ve tedarik zincirleri üzerinde dalga etkisi inşa ediyor. Şirketler yeni alımları durduruyor, mevcut personelin ayrılmasını teşvik ediyor, fiziksel ofis alanlarını daraltıyor ve sabit giderleri minimize etmeye çalışıyor. Henüz herkes işini kaybetmemiş olabilir; fakat piyasa nefesini tutmuş durumda. Yeni mezun için kapı aralanmıyor, çalışan için ücret artışı sınırlanıyor, şirket için insan kaynağı artık maliyet kalemi gibi görülmeye başlıyor.

22