Eee noldu şimdi, girdik mi

Evet, takvim yaprağı değişti.

Evet, havai fişekler atıldı.

Evet, "Hoş geldin 2026" cümlesi kuruldu.

Ama asıl soru şu: Gerçekten girdik mi

Malum yeni bir yıla sadece sayılarla girmek mümkün olmuyor. Dünün ruh hali, hafızası ve taşıdığı yükle giriyoruz yeni yıla, yanımızda 2025'ten kalan ağır bir bavulla.


2025'TEN KALAN RUH HÂLİ

2025'te insanlar ne okuduysa, aslında onu yaşadı. Okur listeleri bir edebiyat meselesi değil, bir toplumsal teşhis raporu gibiydi.

Zirvede ne vardı

*Bekle Beni

*Yaşamak

Bu iki kitap, tek bir duyguda birleşiyordu: İlerlemek değil, hayatta kalmak.

İnsanlar "nasıl zengin olurum"u değil, "nasıl dayanırım"ı okuyordu.

Bir yanda alternatif hayat ihtimalleriyle boğuşan bir kuşak:

*Gece Yarısı Kütüphanesi

*İnsanlığımı Yitirirken

Diğer yanda adalet, güç ve çürüme sorularıyla yüzleşen bir orta sınıf:

*Yırtıcı Kuşlar Zamanı

*Azdaahak

Ve bütün bu gürültünün içinde, sessizce geri çekilmek isteyenler:

*Hyunam-Dong Kitabevi

Bu liste, parçalara ayrıldığında da tek nefeste okunduğunda da çok fazla anlamı barındırıyor. Gençler geleceği fethetmeye çalışmıyor, çünkü gelecek artık onları için ulaşılacak bir hedef değil; her sabah uyanıldığında omuzlara binen bir belirsizlik olarak karşılarına çıkıyor. Orta sınıf ise uzun zamandır yukarı çıkma hayalini rafa kaldırmış durumda; artık hedef büyümek değil, yerinde kalabilmek, hatta mümkünse bir alt kata düşmemek. Bu iklimde iktisadi belirsizlik sadece cüzdanları değil, zevkleri ve tercihleri de şekillendiriyor; insanlar hız, başarı ve parlak gelecek vaadi aramıyor, onun yerine anlamı, derinliği ve sessizliği tercih ediyor. Yani toplum "daha fazlasını" istemekten vazgeçmiş gibi görünmüyor ama "daha hızlısını" ve "daha gürültülüsünü" açıkça reddediyor. Bu yüzden okunan kitaplar, yapılan yatırımlar, kurulan hayaller tıpkı insanlar gibi koşmuyor, acele etmiyor, sadece dayanmaya çalışıyor.


GÜZEL AMA SOĞUK

Şimdi gelelim "Girdik mi" sorusunun teknik tarafına.

Evet, 2026'ya kâğıt üzerinde umut vaat eden ataklarla girdik:

*Büyüme %4 civarında

*Enflasyon düşüş eğiliminde

*Cari açık sınırlı

*CDS'ler geriliyor

*Kredi notu artışı ihtimali masada

Rakamlar iyileşti, peki hastalıklarımız Ekonomide ateş biraz düşmüş olabilir ama beden hâlâ halsiz.

Asgari ücret zammı daha yılın başında açlık sınırının altında kaldı; düşük gelir grupları 2026'ya, her ay biraz daha yoksullaşacakları bir denklemle girdi. Orta sınıf, büyüme rakamlarının etrafında dolaştı ama o masaya bir türlü oturamadı; payına düşen, istatistiklerde görünen ama cüzdanda hissedilmeyen bir "toparlanma" oldu. Gençler ise potansiyel büyüme tartışmalarını dinlemiyor bile; onların derdi grafiklerdeki eğriler değil, kendi hayatlarının nereye gittiği. 2026'ya girildi, evet, ama benden duymuş olmayın refah kapıdan içeri girmedi; en fazla kapı aralığından bakıp "sonra uğrarım" dedi.

Refah kapıdan baktırıyor, kazma kürek yaktırıyor; tam da böyle bir iklimin ortasında "güven duygusu nerede" sorusu bu kez değerli madenler ocağından tütüyor. 2025'i efsanevi bir yükselişle kapatan altın için, 2026'da da yeni rekor beklentileri yılın ilk ışıklarıyla birlikte dolaşıma sokulmuş durumda. Bu tablo, basit bir piyasa coşkusundan çok, insanların kendilerine bir güvenli liman arayışını ve eldeki varlıklarını koruma refleksini gözler önüne seriyor. Vatandaş bugün geleceğe hazırlanmak yerine belirsizliğe karşı siper alıyor; kazanç peşinde koşmaktan ziyade elindekini muhafaza etmeye, kaybetmemeye çalışıyor. Ortaya çıkan manzara, güçlü ve özgüveni yüksek bir ekonominin değil; istikrarın kâğıt üzerinde var olup güvenin gündelik hayatta eksik kaldığı bir düzenin yansıması. Ve bu güzel ama soğuk esinti yeni yılın daha ilk günlerinde, Balkanlar'dan gelen soğuk hava dalgası gibi yüzümüze yüzümüze çarpıyor.