Deglobalization sürecinde üretim ve tedarik zincirlerinin yeniden şekillendiği, ülkelerin stratejik özerklik ve arz güvenliği önceliğiyle hareket ettiği bir dönemde Türkiye, hem coğrafi konumu hem sanayi çeşitliliği hem de lojistik altyapısıyla bölgesel bir üretim ve teknoloji merkezi olma potansiyelini giderek güçlendiriyor. Avrupa, Asya ve Orta Doğu arasında doğal bir üretim ve dağıtım köprüsü oluşturan Türkiye, genç ve yeniden beceri kazandırmaya uygun işgücü sayesinde bu dönüşümü kalıcı ekonomik güce dönüştürebilecek bir beşeri sermayeye de sahip. Ancak bu avantajın gerçek bir kalkınma kaldıraçına dönüşebilmesi, yalnızca coğrafi konuma değil; yeşil, dijital ve güvenilir üretim kapasitesi vizyonuna dayanıyor.
Bu nedenle ilk adım, yeşil sanayi dönüşümünün hızlandırılmasıdır. AB'nin Sınırda Karbon Düzenlemesi yürürlüğe girerken, karbon yoğun sektörlerin rekabet gücü doğrudan çevresel performansa bağlı hâle gelmiş durumda. Sanayi bölgelerinde yenilenebilir enerji kullanımını zorunlu hâle getiren düzenlemeler, enerji verimliliği yatırımlarının teşviki ve OSB'lerde güneş enerjisi santralleri, geri kazanım sistemleri ve karbon ayak izi izleme altyapıları Türkiye'nin ihracat üstünlüğünü koruması için kritik unsurlar olarak öne çıkıyor.
İkinci unsur, dijital üretim altyapısının güçlendirilmesidir. Yapay zekâ, robotik otomasyon, sensör tabanlı üretim ve büyük veri analitiği, Türkiye'nin sanayi verimliliğini sıçratabilecek araçlardır. Bu dönüşüm yalnızca büyük firmalarla sınırlı kalmamalı; KOBİ'lere yönelik dijital dönüşüm fonları, teknoloji danışmanlığı merkezleri ve yapay zekâ destekli üretim rehberleri ile tabana yayılmalıdır.
Üçüncü unsur, lojistik entegrasyonunun sürdürülebilir biçimde güçlendirilmesidir. Marmara Liman Kuşağı'nı karayolu–demiryolu–deniz yolu üçlüsünü içeren "Yeşil Lojistik Koridorları" ile desteklemek, Türkiye'yi Avrupa'ya kesintisiz ve düşük karbonlu tedarik zinciriyle bağlayan bölgesel bir omurgaya dönüştürebilir. Uzun vadeli sanayi ve teknoloji politikalarının yasalaştırılması, dijital güvenlik ve yapay zekâ yönetişiminde şeffaf mevzuat geliştirilmesi ve mesleki eğitimden yükseköğretime kadar tüm düzeylerde yeşil ve dijital becerilerin müfredata yerleştirilmesi, sürdürülebilir rekabetin temelini oluşturabilir. Böylelikle Türkiye, coğrafi avantajını yalnızca kısa vadeli bir fırsata değil, uzun vadeli bir kalkınma stratejisine dönüştürebilir.
YÜKSEK TEKNOLOJİ BÖLGELERİ VE YAPAY ZEKÂ MERKEZLERİYabancı yatırımlar açısından bakıldığında Türkiye'nin cazibesini artırması, artık ucuz üretim veya coğrafi konumdan çok kurumsal güven, teknolojik kapasite, yeşil dönüşüm ve nitelikli insan sermayesine bağlıdır. Yatırımcı güvenini tesis etmek için izin, lisans, gümrük ve vergi süreçlerini dijitalleştiren tek duraklı bir yatırım platformu; uzun vadeli fiyat ve vergi garantilerini içeren devlet destekli sigorta mekanizmaları ve öngörülebilir bir hukuk çerçevesi şart. Diğer yandan, İstanbul-Kocaeli-Ankara-İzmir ekseninde kurulacak yüksek teknoloji serbest bölgeleri ve yapay zekâ mükemmeliyet merkezleri, yabancı firmaların hem üretim hem Ar-Ge süreçlerini Türkiye'de bütünleştirmesini mümkün kılabilir. Yenilenebilir enerji kapasitesine dayalı düşük karbonlu üretim bölgeleri ise, sürdürülebilirlik kriterlerini önemseyen küresel sermayeyi Türkiye'ye çekecek stratejik bir mıknatıs görevi görme potansiyeli ile öne çıkıyor. Bunun tamamlayıcısı ise, yapay zekâ, veri analitiği ve ileri üretim teknolojilerinde yeniden beceri kazandırılmış bir işgücüdür.
Küresel ölçekte savunma, enerji, sağlık, teknoloji ve gıda sektörlerinin öne çıktığı bu yeni dönemde Türkiye'nin rekabet gücü, bu alanları parçalı değil bütünleşik bir kalkınma mimarisi içinde ele almasına bağlıdır. Yapay zekâ ekosisteminin ölçeklendirilmesi, yerli dil modelleri ve yazılım altyapılarının geliştirilmesi, enerji verimliliği ve depolama teknolojilerinin yerelleştirilmesi ve savunma sanayiindeki mühendislik birikiminin sivil sektörlere aktarılması, Türkiye'yi bölgesel bir teknoloji üreticisine dönüştürebilir. Sağlık teknolojilerinde ise yapay zekâ destekli tanı sistemleri, kişiselleştirilmiş tedavi algoritmaları ve dijital hastane yönetim platformları Türkiye'ye yüksek katma değerli bir rekabet alanı açar. Tarım ve gıda teknolojilerinde yapay zekâ tabanlı planlama, verim izleme ve akıllı sulama sistemlerine yapılacak yatırımlar hem gıda güvenliğini güçlendirir hem de Türkiye'yi Orta Doğu ve Avrupa'ya yönelik bir "akıllı gıda tedarikçisi" konumuna getirir.

25