Makro göstergelerde kâğıt üzerinde iyileşme, mikro düzeyde sınırlı refah artışı ve algı düzeyinde belirgin bir kötümserlik. Türkiye ekonomisi, son dönemde çok katmanlı doğa olaylarını birlikte yaşıyor. Bir tarafta açıklanan veriler işler düzeliyor diyor, diğer tarafta vatandaşın günlük hayatı zorlaşmaya devam diyor. Bu yüzden rakamların anlattığı hikâye ile insanların yaşadığı gerçeklik arasındaki mesafe giderek açılmak zorunda kalıyor.
ASAL Araştırma'nın Nisan verileri de bu ironik tabloyu net bir şekilde ortaya koyuyor.
TÜNELİN UCUNDAKİ IŞIK MI, TREN Mİ
Ekonomi yönetimi tünelin ucundaki ışığı işaret etse de, geçmişte yaşanan fiyat şokları ve güven kaybının etkisiyle toplumun büyük çoğunluğu o ışığı temkinle karşılıyor; hatta önemli bir kesim bunun üzerlerine doğru gelen yeni bir zam dalgası olabileceğinden şüphe ediyor. Araştırma verilerine göre:
* Toplumun %64,5'i önümüzdeki 6 ay içinde ekonominin "kötüye gideceğine" inanıyor.
* "Her şey çok güzel olacak" diyen iyimserlerin oranı ise yalnızca %26,5.
* Kalan %9,0 ise "Ben bu oyunu bozarım" diyemediği için fikri olmadığını belirtiyor.
Toplumun sadece dörtte birinin iyimserlik gösterebilmesi, dezenflasyon sürecinin rakamsal başarısının henüz bir güven çıpasına dönüşemediğini, aksine halkın geçmiş deneyimlerinden hareketle kendini savunma pozisyonuna aldığını kanıtlıyor. Ayrıca %9'luk kararsız kesimin sessizliği ile %64,5'lik kitlenin karamsarlığı birleştiğinde, ekonomik istikrarın önündeki en büyük engelin yüksek fiyatlardan çok, zihinlerde yerleşen bu kronik güvensizlik olduğu gerçeği ortaya çıkıyor.
AYRILSAK DA BERABERİZEkonomi politikaları ile vatandaş arasındaki duygusal bağ gittikçe toksik bir ilişkiye doğru evriliyor. Bir taraf "Düzeleceğiz" diyor, diğer taraf "Gözümle görmeden inanmam" modunda:
* Vatandaşların %55,2'si uygulanan ekonomi politikalarını onaylamıyor.
* "Yürü be, kim tutar seni!" diyerek destek verenlerin oranı %28,8 seviyesinde kalıyor.
* %16,0 ise hala "Bir bakalım ne olacak" diyerek bekleme salonunda oturuyor.
Politikaların toplumsal meşruiyet zemininde ciddi bir aşınma yaşadığını gösteren bu sonuçlar, rakamsal iyileşmelerin hissedilir bir refah artışına dönüşmediği sürece, bu aşınmanın giderek bir ayrılık şarkısına dönüşüp sokak müzisyenleri tarafından mırıldanmaya başlanma riskini taşıdığını gösteriyor.
BİR AYRILIK ŞARKISI SEÇ
Ekonominin yakıtı olan güven deposundaki gözle görülür ve hissedilir bu boşluk, makroekonomik hedeflerin önündeki en büyük psikolojik bariyerin nasıl aşınmış bir kurumsal itibara dönüştüğünü gözler önüne seriyor.
* Toplumun yaklaşık %68,5'i ekonomi yönetimine güvenmiyor.
* Bu kitlenin %35,0'i "güvenmiyorum" derken, %33,5'i çıtayı yükseltip "hiç güvenmiyorum" diyor.
* "Güveniyorum" diyenler %12,0, "Tam teslimiyet" (çok güveniyorum) diyenler ise sadece %4,0 seviyesinde.
Ekonomi yönetimine duyulan güvenin %68,5 gibi sarsıcı bir oranla dibe vurması ve "hiç güvenmiyorum" diyenlerin zirveye çıkması, Türkiye ekonomisinin ruh hâlinin ciddi bir bunalıma sürüklendiğini gösteriyor. Kimisi "Bitti artık, bitti her şey" diyor, kimisi "O eski hâlimden eser yok şimdi" diye iç geçiriyor. Toplumun bu ruh hâli, arabesk bir kırılmanın içine sıkışmış gibi; kâğıt üzerindeki başarıların, gönüllerde biriken hayal kırıklığını onarmaya yetmediği ve kaçınılmaz bir kopuş hissinin giderek daha fazla dillendirildiği bir eşiğe işaret ediyor.

24