Kaç bayramdır ağzımızın tadını kaçıran, kahvehaneden bayram sofrasına kadar her yeri esir alan o bitmek bilmeyen ekonomik meselelerden, otobüs biletlerindeki sıfırların ve kurbanlık fiyatlarının hesabını yapmaktan hepimize fenalık gelmişti. Neyse ki bu bayram, hepimizi birer ekonomi profesörüne çeviren o kasvetli havayı dağıtacak, en azından "Senin kurban kaç kilo geldi, et yumuşak mı" sorusunun yanına sote edip iştahla konuşabileceğimiz nur topu gibi, taptaze bir siyasi meselemiz oldu.
Çaylar tazelenirken, hayat pahalılığını değil, liderlerin jest ve mimiklerini masaya yatıracağız. Memleketçe en büyük yeteneğimiz olan "her şeyden anlama" vasfımızı, bu bayram da ekonomi bakanlığından alıp, iç ve dış siyaset uzmanlığı koltuğuna gururla devredeceğiz. Ayrıca TV'lerde görmeye alıştığımız, her şeyden anlayan o tanıdık yüzleri bu bayram ekranlarda her zamankinden daha fazla göreceğiz. Ama her akşam aynı stüdyoda asimetrik ittifak teorileri dinlemekten içiniz şişerse, arada ekranı kapatıp otoyollarda belediye ekiplerine ecel terleri döktüren, özgürlüğüne düşkün kurbandan kaçan danalara bakmayı tercih edebilirsiniz. En azından o danaların zikzaklarında, televizyondaki ulemanın analizlerinden çok daha sahici ve tutarlı bir strateji var!
MEĞER KİMEYMİŞ
Kılıçdaroğlu'nun o meşhur "Buradayım be, buradayım! Siz de buradasınız, vallahi de billahi de sonuna kadar mücadele edeceğim!" videosu çekildiğinde, hepimiz o masaya vurulan yumrukların dışarıdaki siyasi rakiplere karşı bir rest olduğunu sanmıştık. Meğer o yumruklar, doğrudan parti içi muhalefete ve arkadan film çeviren kliklere vurulmuş. Kılıçdaroğlu, belediye gücünü arkasına alıp kurultay hesabı yapan delege avcılarına bizzat "Ben daha tasfiye olmadım" mesajı veriyormuş. Mahkemenin bugün "iradeyi fesada uğratma" olarak tescillediği kapalı kapı diplomasisini Kılıçdaroğlu o gün bizzat hissettiği için masayı yumrukluyormuş. O rest, dışarıya karşı bir zafer sözü değil, içerideki delege pazarlıklarına karşı çaresiz ama sert bir barikatmış. O gün kameralar karşısında yükselen ses, seçim yenilgisini unutturmak için oynanan bir tiyatro gibi görünse de parti genel merkezini ele geçirmek üzere arkadan yaklaşan o "menfaat ve baskı" dalgasına karşı içeriden verilmiş son büyük savaşmış. Vay be ne "Buradayım be, buradayım!" ama...
NE KESİYONUZ BU BAYRAM
Ankara'dan gelen o mutlak butlan kararı her zamanki gibi Söğütözü'nden Sarıyer'e önemli bir etki bıraktı. Delegelere para verilmiş, belediyelerde iş, adaylık ve görev sözü gibi menfaatlerle seçim süreçleri etkilenmiş. Yetmemiş bazı delegelerden oy pusulalarının fotoğraflarını göndermeleri istenmiş. Ne var canım bunda adam oy pusulası ile özçekim akımına kapılmış diyebiliriz aslında.
Seçimlerin parti içi demokrasi, eşitlik ve serbest irade ilkelerine uygun yapılmadığı tespit edilmiş. Kamu düzeni ve hukuk kurallarına aykırılık oluşmuş. Şimdi birileri istiyor ki: Aman kur yükselmesin, yabancı sermaye ürkmesin, Londra'nın Oxford Street'inde yürüyenlerin ayağına taş değmesin diye bizzat CHP'lilerin birbirlerini ihbar etmesiyle başlayan bu hukuki süreç paspasın altına süpürülsün.
Sırf Londra'daki fon yöneticileri "Aman Türkiye'de öngörülebilirlik bozulmasın, bizim carry trade pozisyonlarımız zarar görmesin, sevgili Ash'in keyfi kaçmasın" diye devlet kendi iç hukuk mekanizmasını işletmeyecek miydi Küresel finans elitlerinin konforu, ülkenin iç hukuki denetiminden daha mı üstün Dolayısıyla CHP'nin iç kavgasından doğan bu hukuk krizini, "Her şey tam rayına girecekti de mahkeme bozdu" diye pazarlamak, başarısızlığa peşinen bahane üretmekten başka bir şey değil maalesef.

26