Jean-Paul Sartre'ın Les Temps Modernes adlı dergisinin ilk sayısında yayımlanan "Sunuş" başlıklı yazısından bir kez daha alıntı yapıyorum. Yazmaya devam ettiğim sürece kim bilir daha kaç kez daha alıntı yapacağım:
***
"İnsan bir 'durum'dan ibarettir: Bir işçi, bir burjuva gibi düşünüp duymakta özgür değildir ama bu durumun gerçek ve bütün bir insan olabilmesi için, yaşanması ve belli bir amaca doğru aşılması gerektir. Bir insan özgürlüğü tarafından kendisine bir anlam yüklenmedikçe, 'durum' kendi başına kişilik taşımaz. Bir özgürlük ona katlanmadıkça ya da karşı çıkmadıkça; başka deyişle, bir insan kendini oraya yerleştirerek ona bir anlam seçmedikçe, 'durum' ne katlanılır ne de katlanılmaz diye nitelenebilir. Ancak bu yapılmışsa bu özgür seçimin içinde, durum belirleyici olur çünkü kendisi de üst düzeyden belirlenmiştir.
Hayır işçi, burjuva gibi yaşayamaz; bugünkü toplumsal düzen içinde ücretlilik durumunu sonuna kadar yaşaması, çekmesi gerektir. Bundan hiçbir kaçış yolu, başvurulacak hiçbir 'merci' yoktur. Fakat insan bir ağacın ya da taşın varolduğu gibi varolmaz: İşçi, kendi kendini işçi yapmalıdır. Sınıfı, ücreti, işinin niteliği tarafından bütünüyle, duygularına ve düşüncelerine varıncaya dek koşullanmış iken kendinin ve yoldaşlarının durumuna verilecek anlamı kararlaştıran odur; kendini boyun eğen ya da başkaldıran olarak seçmesine göre, tamamen özgür olarak emekçi sınıfına ya süresiz bir ezilme ve aşağılanma geleceği ya da bir kazanım ve zafer geleceği sunan da odur. Ve işte bu seçimin sorumluluğunu taşır. Seçmemekte özgür değildir: Kıstırılmış ve adanmıştır durumuna (engage), zira seçmemek de bir seçimdir! Fakat seçmekte, yani bir hamlede hem kendi yazgısını hem bütün insanların yazgısını hem de insanlığa verilecek değeri belirlemekte özgürdür. Böylece kendini hem işçi hem de insan olarak seçer ve aynı zamanda proletaryaya bir anlam vermiş olur. İşte bizim kafamızdaki insan böyle bir varlıktır: Bütün insan. Bütün olarak 'durumuna bağlı, bağımlı (engage)' ama bütün olarak özgür. Fakat kurtarılması gereken de işte bu özgür insandır! Bu, onun seçim olanaklarını genişleterek yapılabilir."
***
Şimdi iki durumun tanımını internet deposundan aktaralım:
Burjuva: "Kentlerde yaşayan, üretim araçlarını ellerinde bulunduran ve kendi başına üretim ve kazanç yollarında çalışarak kendine oldukça geniş bir geçim sağlayan kimse." Bu tanım eksik.
Bu tanıma uygun kişiye halkın dilinde "patron" denir. Ama Marksizmin tanımına göre "Kârın kaynağı olan işçinin çalıştığı süre boyunca ürettiği değerin kendisine ödenmeyen kısmı, yani artı değer sömürüsüdür".
Bu tanımı iyice açıp okuyacak olursak: Üretim aracı patrona ait olan işyerinde çalışan bir işçi yarattığı değerin karşılığı olan parayı kapitalist düzenin zorunlu gereği olarak patronla eşit olarak paylaşamaz. Patron bu kârın büyük bir bölümüne el koyarak az bölümünü ücret olarak işçiye öder ki buna sosyalist ilkelere göre sömürü adı verilir.
İşçi veya emekçinin TDK'ye göre tanımı: Başkasının yararına bedenini, kafa gücünü veya el becerisini kullanarak ücretle çalışan kimse. alışan bir işçi."

5