Malûmunuz deniz fenerleri; gece karanlığında gemiler tehlikeli bölgelerde seyrederken bir kayaya çarpmaması veya karaya oturmaması için onlara yol gösteren ve rehberlik yapan tesislerdir.
Aynen öyle de, Yeni Asya Gazetesi de, Nurcuların, bu tehlikeli fitne asrında, bilhassa siyasî ve içtimaî hâdiselerde, sağa sola çarpmaması, karaya oturmaması misüllü, onlara istikamet vermektedir.
Evet, şükürler olsun; Nurun hizmetinde 57. senesine bugün adım atan Yeni Asya'nın kuruluş yılı, benim de Risale-i Nurlarla müşerref olduğum yıldır. Yâni, tabir-i câizse, ikimiz de aynı sene Nurcu olmuşuz şükür.
Yeni Asya ile irtibatımız, münasebetimiz, hayatımız hep hâdiselerin içinde yaşayarak devam edegelmiştir. Hiç unutmam ilk neşir hayatına başladığında Ankara'da, Zincirli Camii ile Anafartalar Caddesi arasına gerilen bez afişte şunlar yazıyordu: "Müslüman! Bugün, İttihad, Yeni Asya, İlâhî ışık senin gazetendir. Oku okut!" Ve her geçişte o bez afişi gördükçe sevinirdim. O zamanın dindar insanlarında bir ortak hareket etme hassası vardı.
Yeni Asya bir zaruretten dolayı matbuat âlemindeki hizmet sahasına atılmıştır. Zübeyir Gündüzalp, Üstadın "Nur'un kumandanı" unvanına lâyık olan bir ağabeyimizdir. Üstad bir gün, bütün ağabeyleri toplayarak, onlara Zübeyir Ağabeyi işaret edip şunu söylemiştir: "Hepinizi kandırırlar, aldatırlar. Fakat bu taş kafayı kandıramazlar!" Hakikaten de, o kandırılamamış, aldatılamamıştı. Üstadından aldığı sağlam derslerle, her hadiseye Nurların gözlüğü ile bakmıştı.
İşte, ağabeylerle istişare neticesinde neşriyat hayatına başlayan Yeni Asya'nın bânîsi Zübeyir Ağabey, şunları söylemiştir: "Bu gazete bizim için âdeta günlük bir lâhika mektubumuzdur. Sadece Risale-i Nur'un imanî meselelerini okumamız ittihadımızı kâfî miktarda temin etmez. Üstad'ın hayat-ı içtimaîye ve hayat-ı siyasiye noktasındaki meselelerinde de ittifak etmedikçe ve onları Üstad'a göre anlamadıkça ittihadımız, ittifakımız tam olmaz. Dolayısıyla bunu sağlayacak gazetedir."
Evet, onun sağlığında fazla bir muhalefette bulunamayanlar, Zübeyir Ağabeyin vefatından sonra meydanı boş bulup, dini siyâsete âlet eden partilere meyletmiş ve cemaat arasına, ilk iftirak hareketlerini sokmuşlardır. Biz, Ankara merkezli o hâdiselerin içerisinde, bizzat yaşayarak geldik. Ve onların o iftirakı ile kendi isimleriyle teşekkül eden bir cemaat meydana getirmişlerdir. Ve daima da, Üstadın bütün eserlerini baş tacı eden Yeni Asya'ya muhalif hareket etmişlerdir. Geçenlerde anlattılar. Bursa'da o gruptakiler, kendi aralarında konuşurken, siyaset âleminde yanlış yaptıklarından, baştakilerden dolayı yanıldıklarından bahsetmişler. Onların içinde bulunan hakperest biri de demiş ki; "Tabiî yanlış yaparsınız. Bakın Yeni Asya cemaati hiç yanlış yapıp, hataya düşüyor mu ünkü, onlar lâhikaları okuyor, siz okumuyorsunuz!"

6