Salâhaddin Konyalıoğlu'na rahmetler diliyorum

Gıyabî tanışıklıklar vicâhî muhabbetle birleştiğinde, insanlar ne kadar değişir; yoksa sadece yazılı kelimeler mı kalp açıyor?

Özet Bu özet koseyazarioku.com tarafından üretilmiştir

Yazar, elli yedi yıldır içinde bulunduğu cemaat ortamında insanları ilk olarak gazetedeki ilanlardan tanıdığını, sonra yüz yüze ilişkiler kurduğunu anlatmış; Salâhaddin Konyalıoğlu Ağabey'in vefatı vesilesiyle, cemaat bağlarının ve vefa duygusunun ne denli derin olduğunu göstermiştir. Ancak, bu tür retrospektif anlatılarda, yazarın hafızası ile gerçeklik ne ölçüde örtüşmektedir?

Zaman zaman ifade ediyorum ya, elli yedi senedir içinde bulunduğumuz cemaatimizin fertlerini, vicâhen olmasa da gıyaben tanıyorduk.

En çok da cemaatimizin irtibatını sağlayan "Nurcuların dünyadaki tek gazetesi olan Yeni Asya"daki ilânlardan biliyordum. Türkiye'nin neresinde kim varsa, hafızamızın bir köşesine isimleri kaydediyorduk. Daha sonraları cemaatî bir faaliyet filân olduğunda, bir araya gediğimizde, gıyabî olan muarefemiz vicâhî oluyordu. Yani, yüzyüze de tanışıp görüşüyorduk.

İşte bunlardan biri de, "Salâhaddin Konyalıoğlu" Ağabeydi. 25 Ağustos 2024 tarihinde, Bolu - Yeniçağa'da, cemaatimizin bir kır buluşması vardı. Tevafuk bu ya, o günlerde Ankara'da bulunuyordum. İçinde Ömer Tuncay Ağabeyin de bulunduğu bir grub arkadaşla, biz de oraya iştirak ettik.

İşte, eski-yeni dostlarla muhabbet, muhabere, musahabe ediyoruz. Bir ara yanıma bir mübarek zat geldi oturdu. "Osman kardeş, ben Bolu'dan Salâhaddin Konyalıoğlu. Sizin yazılarınızı severek okuyorum" dedi. Konuştuk, tanıştık, hâlleştik. Kendisi din dersi muallimiymiş. Aynı zamanda da hafız tabiî. Oğlu Selman kardeşimizden bahsedip, "O da burada" dedi ve yanımıza çağırdı. Onunla da biraz konuştuk. "Selman, bak çok mübarek bir baban var" dedim.