Risale-i Nur niye diğer tefsirlerden farklıdır

Bizim nezdimizde hem dua, hem fikir, hem zikir, hem ubudiyet vs. gibi sıfatlara hâiz Kur'ân'ımızın, bin beş yüz senedir, bir çok müfessir tarafından tefsirleri yapılagelmiştir.

Bunların, günümüzdekilerinin bir çoğunu biliyoruz.

Bunlar, müfessirin kendi ilmine göre izahlarla tefsir ediliyor. Bildiğimiz klâsik tefsirlerde, evvelâ ayet meali, sonra da tefsiri veriliyor.

Asrımızın büyük Kur'ân müfessiri, âlimi Bediüzzaman Said Nursî Hazretlerinin de, bu tarzda bir tefsir başlangıcı olmuştur. Hepimizin malûmu, bu tefsirin ismi; "İşârâtü'l-İ'caz"dır. Üstad, İşârâtü'l-İ'caz için; "Risale-i Nur'un, fatihası, besmelesi" gibi tabirler kullanır.

Aynı zamanda o tefsir, Harb meydanında, at sırtında, bir taraftan düşmana mermi atarken, bir taraftan da, kâtibi ve talebesi Habib'e; "Yaz kardaşım!" diyerek kaleme aldırdığı, kendisine ilham geldikçe yazdırılan bir tefsirdir. Ben buna "harb meydanının gazi tefsiri" diyorum. (Tabiî Üstadımıza da "Birinci Cihan Harbi Gazisi" diyorum.)

Bu muazzam eser ki, Mısır'da bulunduğum üç ay içinde, Ezher şeyhlerinin, hayretengiz teveccühlerine mazhar olmuş ve böyle bir tefsiri görmediklerini söylemişlerdir.

Üstad burada, klâsik tarzda, evvelâ ayetin mealini, sonra da tefsirini yapmıştır. Fakat tefsirde de, takip ettiği yolu, şöyle beyan etmiştir: "Şu İşârâtü'l-İ'câz adlı eserden maksadımız, Kur'ân'ın nazmına, lâfzına ve ibaresine ait i'caz işaretlerini ve remizlerini beyan etmektir. ünkü, i'cazın mühim bir vechi, nazmından tecelli eder ve en parlak i'caz Kur'ân'ın nazmındaki nakışlardan ibarettir."

Aynı zamanda, bu zamanın insanını, geçmiş asırlara götürmemiş, bu asrın anlayışına göre, Kur'ân'ı tefsir etmiştir. Yani "asrın idrakine göre söyletmiştir Kur'ân'ı".