Yazı, İslam dininde uğursuzluk ve hastalığın kesin geçişine inanmanın yanlış olduğunu, ancak meçhulün ancak Allah tarafından bililebileceğini vurgular. Çünkü bilgi sadece duyular, güvenilir haber ve akıl yoluyla elde edilebilir. Peki, bilimsel olmayan inançlarla dolu bir toplumda bu rasyonel sınırları koyabilir miyiz?
"Müslümanlıkta, uğursuzluk ve hastalığın sağlam kimseye muhakkak geçmesi yoktur."
Sual: İslam dininde, günlerde veya eşyalarda uğursuzluk diye bir şey var mıdır
Cevap: Uğursuzluğa inanmamalı, tesir eder sanmamalıdır. Rûh-ul-beyânda, Tövbe suresi, 37. âyetinin tefsirinde deniyor ki:
"Resulullah Efendimiz teşrif edince, günlerin müminlere uğursuz olmaları kalmadı."
Bir hastalığın sağlam insana kesinlikle geçeceğini kabul etmemelidir. Allahü teâlâ dilerse geçer, dilemezse geçmez. Peygamber Efendimiz buyurdu ki:
(Müslümanlıkta, uğursuzluk ve hastalığın sağlam kimseye muhakkak geçmesi yoktur.)
Bununla beraber, tehlikeli şeylerden, şüpheli yerlerden kaçınmak vaciptir. Hastalığa yakalanmamak için tedbir almalıdır. Kâhinlere, falcılara inanmamalıdır. Bilinmeyen şeyleri bunlara sormamalıdır. Bunları kaybolan şeyleri bilir sanmamalıdır. Şerh-ı akâid kitabının başında deniyor ki:
"İnsanın bir şeyi bilmesi, his organı ile, güvenilir haber ile veya akıl ile olur. His organları beştir. Güvenilir haber ikidir: Tevatür ve Peygamber haberleri. Tevatür, her asrın güvenilen insanlarının hepsinin söylemesidir. Akıl ile bilmek de ikidir: Düşünmeden hemen bilinirse, Bedîhî denir. Düşünmekle bilinirse, İstidlâlî denir. Her şeyin, kendi parçasından büyük olduğu bedîhîdir. Hesapla edinilen bilgiler istidlâlîdir. His organları ve akıl ile birlikte hasıl olan bilgiler, Tecrübîdir. Görülüyor ki, İslam dininin, hesabın ve tecrübenin bildirmediği şeylere Gayb denir. Gaybı ancak, Allahü teâlâ ve onun bildirdikleri bilir."

24