Namazları cem ederek kılmak

İslam hukuku mezhepleri arasında namaz ceminde farklılıklar var; ama zorluk halinde hangisine uymalı: sadece kendi mezhebine mi, yoksa duruma göre esnetebilir mi?

Özet Bu özet koseyazarioku.com tarafından üretilmiştir

Yazı, Hanefi ve Hanbeli mezheplerinin namaz ceminde farklı kuralları olduğunu, özellikle zorluk hallerinde bu mezheplerden hangisine uyulması gerektiğini açıklıyor. Yazarın temel iddiası, zorda kalan kişilerin Hanbeli mezhebini taklit edebileceğidir. Ancak bu esneklik hangi zorlukların yeterli sayılacağını kim belirleyecek, kişisel ijtihad mı kurumsal rehberlik mi olmalı?

Hanefi mezhebinde, yalnız Arafat meydanında ve Müzdelifede hacıların iki namazı cem etmeleri lazımdır.

Sual: Zorda kalıp namazı vaktinde kılamayan bir kimse, diğer vakitte, iki namazı birleştirerek kılması uygun olur mu

Cevap: Hanefi mezhebinde, yalnız Arafat meydanında ve Müzdelifede hacıların iki namazı cem etmeleri, birleştirerek kılmaları lazımdır. Hanbeli mezhebinde ise, seferde, hastalıkta, kadının emzikli veya müstehâza olmasında, abdesti bozan özürlerde, abdest ve teyemmüm için meşakkat çekenlerde ve âmâ ve yer altında çalışan gibi, namaz vaktini anlamakta aciz olanın ve canından, malından ve namusundan korkanın ve maişetine zarar gelecek olanın, iki namazı cem etmeleri, birleştirerek kılmaları caiz olur. Namazı kılmak için işlerinden ayrılmaları mümkün olmayanların, bu namazlarını kazaya bırakmaları, Hanefi mezhebinde caiz değildir. Bunların, yalnız böyle günlerde, Hanbeli mezhebini taklid ederek, kılmaları caiz olur. Cem ederken, birleştirerek kılarken öğleyi ikindiden ve akşamı yatsıdan önce kılmak, birinci namaza dururken, cem etmeyi niyet etmek, ikisini art arda kılmak ve abdestin, guslün ve namazın Hanbeli mezhebindeki farzlarına ve müfsitlerine uymak lazımdır.

Sual: Namaz vakti girdi zannederek, araştırmadan namazını kılan kimse, daha sonra vaktin girdiğini öğrense, kıldığı namaz sahih olur mu

Cevap: Bu konuda İbni Âbidîn ve Şafii El-envâr ve Maliki El-mukaddemet-ül-izziyye şerhinde, Mîzân-ül-kübrâda deniyor ki:

"Namazın sahih olması için, vakti girdikten sonra kılınması ve vaktinde kılındığını bilmek şarttır. Vaktin girdiğinde şüpheli olarak kılıp, sonra vaktinde kılmış olduğunu anlarsa, bu namazı sahih olmaz. Vaktin bilinmesi, vakitleri bilen adil bir Müslümanın okuduğu ezanı işitmekle olur. Ezanı okuyan adil değil ise, veya adil Müslümanın hazırladığı takvim yoksa, kendisi vaktin girdiğini araştırıp, kuvvetli zan edince kılmalıdır. Fasıkın veya adil olduğu bilinmeyen kimsenin, kıbleyi göstermesi, temiz, necis, helal, haram gibi dinden olan şeylere şehadet etmesi, söylemesi de, ezan gibi olup, ona değil, kendi araştırıp anladığına uyması lazımdır."