Kıyamet ne zaman kopar

Son zamanlar hadisleri, İslam'ın zayıflaması ve ahlaki çöküşü öngörüyor; peki bu tür kehanetler kaderci umutsuzluğa mı yoksa çağa ayak uydurmaya mı yol açıyor?

Özet Bu özet koseyazarioku.com tarafından üretilmiştir

Yazı, klasik İslam kaynakları aracılığıyla kıyamet alametlerini ve son zamanların özelliklerini anlatarak, günümüzde dinin zayıflaması ve ahlaki çöküşün hadislerle desteklendiğini iddia ediyor. Ancak bu tür olumsuz öngörüleri günümüze uyarlamak, dönemin koşullarını göz ardı ederek tarihsel bağlamından kopartılan yorumlardan ibaret değil midir?

Kıyamet, dünyadaki iyi insanlar kalmayıp, her yeri kötülük kapladığı zaman kopar!

Sual: Kıyamet kopacağı zaman yeryüzünde imanlı kimse kalmayacak deniyor, doğru mudur bu

Cevap: İmâm-ı Rabbânî hazretleri Mektûbât kitabında buyuruyor ki:

"İslam dini, garip olmaya, zayıflamaya başladı. Müslümanlar, kimsesiz kaldı. Bundan sonra da, daha garip olur gider. O dereceye gelir ki, yeryüzünde Allah diyen kimse kalmaz. Hadis-i şerifte; (İslamiyet garip, kimsesiz olarak başladı. Son zamanlarda, başladığı gibi, garip olarak geri döner. Garip olan Müslümanlara müjdeler olsun!) buyuruldu. Kıyamet, dünyadaki iyi insanlar kalmayıp, her yeri kötülük kapladığı zaman kopar, buyuruldu."

Peygamber Efendimiz buyurdu ki:

(Bir zaman gelecek ki, ümmetimde Müslümanlığın yalnız adı kalacak. Mümin olanlar, yalnız birkaç İslam âdetini yapacak. İmanları kalmayacak. Kur'ân-ı kerim yalnız, okunacak. Emirlerinden, yasaklarından haberleri bile olmayacak. Düşünceleri yalnız yiyip içmek olacak. Allahü teâlâyı unutacaklar. Yalnız paraya tapınacaklar. Kadınlara köle olacaklar. Az kazanmak ile kanaat etmeyecekler. Çok kazanınca doymayacaklar.)

Abdülvehhâb-ı Şa'rânî rahmetullahi aleyh, Tezkire-i Kurtubî muhtasarında diyor ki:

"İbni Mâcenin bildirdiği hadis-i şerifte; (Bir zaman gelecek, elbisenin rengi, ziyneti solduğu gibi, yeryüzünde İslamiyet de solup kalkacak. Öyle olacak ki, namaz, oruç, hac, sadaka unutulacak. Kur'ân-ı kerimden yeryüzünde bir âyet kalmayacak) buyuruldu. İmâm-ı Kurtubî hazretleri buyuruyor ki: