Zoraki umut, mecburi destek

Osman Sert
Bugün
28

Memleket öyle bir cendereden geçiyor ki on yıllarca tartışılan ve bir gün olur mu denilen gelişmeler bile 'ama'lar, 'fakat'lar, 'acaba'lar arasında önümüze düşüyor. Duygusal savrulmaların akla galebe çalmasının, anlık heyecanlarla beklenmedik derin hayal kırıklıkları arasında kaybolmaların genlerine işlediği bir coğrafyada hiçbir şey yokmuş gibi makul ve soğukkanlı kalabilmenin sınavını geçmek zorundayız.

Alakart demokrasi pratiğinde gerçekten demokratik bir gelecek mümkünmüş heyecanını, aslında meselenin hiç de kolay olmadığını bile bile kaybetmemek gerekiyor. Geçenlerde sosyal medyada Türkiye'de adaletin neye benzediğini anlatan veciz bir ifade vardı. "Suçun şahsiliği diye evrensel bi kural var. Bir şeyin suç olup olmadığı şahsa göre değişir." Sosyal medyada ortalık veciz ifadeden geçilmiyor zaten ama bu aklımda kalmış. İşte neyin suç olup olmadığına kişinin kim olduğuna bakılarak karar verilen ülkede hukuk herkese eşitmiş gibi davranmak büyük erdem. Hiç sorun yokken makul davranmak zaten erdemden ziyade tersinin yanlış olduğu bir durum.

Eğri oturmadan, doğru oturup doğru konuşmak gerekirse kimse iktidardan şümullü, ilkesel zemini sağlam, diğer uygulamaları ile tutarlılık endişesi taşıyan bir duruş beklemiyor. Kaldı ki iktidarların icraatlarının oy karşılığına bakarak hareket etmesi tek başına yanlış değil. Demokrasi biraz da popülizm ve seçim kazanmak için koalisyonlar kurmak ve stratejiler geliştirmek demek. Cumhur İttifakı'nın MHP ayağı daha ilkesel ve kapsamlı bir söylem benimserken AK Parti'nin konjonktürel ve çıkar temelli yaklaşması da Erdoğan'ın desteği olmasa Bahçeli'nin söylemlerinin pratik karşılığının olmayacağı gerçeğini değiştirmiyor.

İktidarın oportünizmine rağmen girilen yolun ülke ve vatandaşları için ne anlama geldiğinden hareket etmek gerekiyor. Kolay değil ama neredeyse yarım asırlık, on binlerce insanın canına mal olan bir sorun çözülecekse, bu ülkenin insanının yine bu ülkenin güvenlik güçlerini hedef alması ile başka şehit haberleri gelmeyecekse, siyasetin önce Kürt ayağı sonra da geneli güvenlik ve terör baskısından kurtularak normalleşecekse, jeopolitik risklere daha dayanıklı bir güvenlik inşa edilecekse olan bitene de buradan bakmak gerek.

Parlamentoda 360 milletvekilinin okumadan metne imza atması Türk siyasetinin geldiği vasat hakkında çok şey söylüyor. İlk kez de değil. Başkanlık sistemine geçilirken AK Partili vekiller yine ne olduğunu bilmedikleri metne imza atmışlardı. Ülkenin kaderini değiştiren düzenlemelerde seçimle göreve gelen vekillerin oyunun ve görüşünün operasyonel gereklilik seviyesine gerilemiş olması meselenin olumlu yanı ile temize çekilemeyecek yapısal bir sorun.

Yeni Parti'nin ne olduğunu bilmediği bir metne imza atmamasını da siyasi hayatın her alanında baskı ile karşılaşan bir hareketin kendi iç tutarlılığı açısından anlamak zor değil. Ancak metin ortaya çıktıktan sonra yapılan açıklamalarda Yeni Parti'nin ne yapacağını anlamak için iğne ile kuyu kazmaya çalışmak zorunda kalmak iktidar olma iddiasındaki bir parti için anlaşılması zor bir tutum. Usule itiraz etmek ile esasa arka çıkmanın ikisinde de net olmak zor olmasa gerek.

İktidar olma iddiası siyasal konulardaki iddialar ve pozisyonlarla birleştiğinde güç kazanabilecek bir tutum. Yeni Parti'nin CHP'den tevarüs ettiği ezberlerinin bu meselede tutum almasını zorlaştırması, ileriye dönük olarak da büyük değişimler beklememek gerektiğini söylüyor. Şimdiki CHP'nin ilkesel değil pragmatik tutum alabiliyor olması da ulusalcı çıkmazların yükünün CHP'den Yeni Parti'ye taşındığının işareti olabilir.

Meselenin ne kadar çetrefilli olduğunu anlamak için tam da mevcut süreçte en duygusal davranması beklenen Şişli Belediye Başkanı Resul Emrah Şahan'ın Silivri'de hücresinden Çerçeve Yasa hakkında yazdıklarına bakmak kâfi.

"Evet, eksikleri var. Kaygı veren yanları var. Türkiye'nin ihtiyaç duyduğu kapsamlı demokratikleşmenin de hayli gerisinde.