Zamanın ruhu normalleşme (mi)

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli 1 Ekim'de Meclis'in açılış oturumunda yerinden kalkıp DEM sıralarına gittiğinde haliyle heyecan yükseldi. DEM Parti'de ön sıralarda olup Bahçeli ile tokalaşmamak için arkaya geçenler de vardı, AK Parti sıralarından Bahçeli'ye desteğe gelenler de.

Bahçeli'nin akşam meclis resepsiyonunda devam ettirdiği çıkışı nereye varır bilmek zor ama en azından siyaset kurumunun kendi ürettiği, sonrasında hem kendisini hem de toplumu esir ettiği ezber bariyerlerini yine kendisinin esnetebileceğinin önemli bir işareti idi.

1 Ekim'de Bahçeli'nin DEM Parti'yi de aşan normalleşme hamlesinin ne kadar sahici olduğunu anlamak için Salı günkü grup toplantısını beklemek gerekiyordu. Siyasi hafıza Bahçeli'nin o kürsüde bir hafta önceki havayı terse çevirebileceğini anlatan örneklerle malul.

Salı günü, tokalaşma jesti biraz daha ete kemiğe büründü. MHP lideri 1. Meclis'in çoğulculuğu üzerinden yeni bir ortaklaşma tarifi yaptı.

Yeri gelmişken her partinin, kesimin neredeyse asgari mutabakatla göklere çıkardığı, kurtuluş savaşını veren 1. Meclisin neden devam etmediğini de ayrıca konuşmak gerek. Madem bu kadar iyi idi ise ki bence de Türkiye'yi temsi kabiliyeti çok yüksek ve önemli işlevler gören bir meclis idi, neden ve kimler tarafından kendisinin ve ruhunun tasfiye edildiğini konuşmaya pek sıra gelmiyor. Bu yazı açısından bahs-i diğer tabii.

Bahçeli'nin açılımına ya da daha doğru ifade ile hamlesine beklendiği gibi Cumhurbaşkanı Erdoğan'dan da grup toplantısında destek geldi.

"Biz yeni yasama yılında siyasette artık farklı bir üslup ve söylem istiyoruz. MHP Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli'nin açıklamalarını takdirle karşılıyor, Türk demokrasisi ve 85 milyonun kardeşliği adına çok kıymetli buluyoruz. Cumhur İttifakı'nın uzattığı elin değerinin muhatapları tarafından anlaşılmasını ümit ediyoruz. Beklentimiz, hiçbir ayrım yapmadan meclisteki tüm siyasi partilerin de bu yaklaşımla hareket etmesidir."

Erdoğan bu sözlerin öncesinde Kobani olaylarının hesabının sorulduğunu ancak aradan 100 geçse de olanları unutmayacaklarını söyledi.

Elbette siyasette diyalog dilinin hâkim olması önemli. Liderlerin sorunların çözüm adresi olarak siyaseti, parlamentoyu görmesi hayati. Dolayısıyla düne kadar sarf edilmeyen, tam tersi kutuplaşma dilinin egemen olduğu havayı dağıtan bu sözler kıymetli.

Sonu nereye varırsa varsın meclis kürsülerinde kullanılan bu cümleleri yok saymak mümkün değil.
Bununla birlikte sürecin amacının yapılan konuşmalarda net bir şekilde tarif edilmediğini göz ardı etmek de mümkün değil.

Eğer mesele adıyla sanıyla Kürt sorunu ise bu konuda liderlerin daha önce ifade ettikleri keskin tavırların değiştiğine dair bir işaret henüz yok. Eğer bu konuda bir adım atılacak ise bunun da siyasal, ekonomik ve jeopolitik bağlamı eksik.