Trump hayra vesile olur mu

Hayır gördüğünde şer, şer gördüğünde hayır olabilir sözünü başlıkla birleştirince Trump'ın nasıl tanımlandığına dair fotoğraf da çıkıyor. Kişinin karakteri, iş tutuş tarzı, insana ve evrene yaklaşımı bir bütün. Birinin evinde çok iyi olup yabancılara kötü davranması da çok mümkün değil özünde iyi çevresinin kötü olması da çok kolay değil.

Mutlak ifadeler kullanmayalım ama Trump'ın başkan olana kadar ya da seçimden sonra yaptıklarını makro bir çerçeveden değerlendirmek geleceği öngörmek için daha sağlıklı. Seçim kampanyasında Michigan'da Müslüman konuşmacılara kürsü vermesinin demokrat rakiplerinin vizyonsuzluğunun ve dar elitist cehaletlerinin kendisine açtığı alanı kullanmaktan öte anlamını olmadığını görmek çok zaman almadı.

Türkiye'de Biden yönetiminin İsrail yanlısı ideolojik saplantılarının da etkisi ile Trump hayali kuranlar olmadı değil. Neyse ki memlekette en az aranan erdemlerden biri tutarlılık olunca dün ne dediklerinin çok bir kıymeti yok.

Trump'ın Gazze Şeridi'ndeki Filistinlilere (bunun yerine insanlara diyelim) dair akla zarar planları kafasındaki dünya, insan, adalet algısına dair çok sarih bir fotoğraf veriyor. Başkan yardımcısı

Sorun uluslararası sistemin fazlasıyla ABD'nin belirleyiciliğine bırakılması. NATO bütçesinden Dünya Sağlık Örgütü'ne, Birleşmiş Milletler Yakın Doğu'daki Filistinli Mültecilere Yardım ve Bayındırlık Ajansı UNRWA'ya, IMF'ye kadar bir çok uluslararası kuruluşun mali omurgası ABD katkısı üzerine oturmuş durumda. Başta Avrupa olmak üzere sistemin getirdiği öngörülebilirlikten faydalanan ülkelerin bir yanda ABD'den şikayet edip diğer yanda sistemin sürdürülebilirliği için sorumluluk üstlenmekten kaçınmasının bir sonunun olması mukadderdi.

Ancak 3 gün Suudi Arabistan'ın başkenti Riyad'da ABD ve Rusya heyetlerinin görüşme yeni bir dönemin başladığını ilan ediyor. İşin kötüsü kendisini daha çok Amerika'nın öncülüğünü yaptığı uluslararası sisteme entegre edenler için "Amerikasız" değil "ABD'nin yıkıcı ve bozucu" rol oynayacağı bir dönemin kapıları açılıyor.

Avrupa ülkeleri iki küresel savaşı başlatıp milyonlarca ölü ile bedel ödediğinde arkasından gelen istikrarın kendiliğindenliğine kendilerini kaptırmışlardı. Tamam Orta Doğu ya da Çin Denizi'nde yapabilecekleri sınırlı. Kaldı ki Arap Baharı gibi savundukları 'değerleri'n arkasında duracakları fırsatlarda bile jeopolitik ve ideolojik korkularına esir olmaktan kaçamadılar. Son İsrail katliamları ise Avrupa'nın "değer temelli" söylemlerinin maliyet üretmediği ve ABD istediği kadar ve istediği zaman anlam ifade edeceğini gösterdi.

Ama en azından Rusya gibi burunlarının dibindeki bir tehdide karşı çok daha uzun vadeli önlemler alabilir en azından kendi güvenlikleri için üstlerine düşeni yapabilselerdi Washington'ın 'bana müsaade' deme anı geldiğinde daha güçlü bir pozisyonda olabilirlerdi.

Sıkıntılı olan Washington'da küresel barış ya da istikrarı bir kenara bırakın ABD'nin uzun vadeli çıkarlarına dair bile tutarlı bilgisi ve perspektifi olmayan bir iktidar varken Avrupa'nın da lidersizlik ve vizyonsuzluk içerisinde debeleniyor olması.

Ankara'dan bakınca hepsi için "beter olsunlar" demek işin kolayı. Sonunda Türkiye'de Avrupa'daki son 70 yılın güvenlik illüzyonundan en fazla faydalanan ülkelerden biri. Sadece ülkenin ihracat rakamlarına ve yurtdışında yaşayan Türklerin nerelerde olduklarına bakmak yeter bunu görmek için.