Sürecin muhalefet ayağı

Adı sanı hala tam kararlaştırılamamış olsa da elimizde işleyen bir süreç var artık. "Çözüm süreci" tabiri hem ağır bir geçmiş yüküne sahip hem de bugün yaşanan ile daha önce yaşanan arasında ciddi farklar var.

İktidarın tercihi "terörsüz Türkiye" ifadesi ise AK Parti'nin çok uzun zamandan bu yana olduğu gibi siyasetin bizatihi kendisinden ve siyasal dil kurgulamaktan duyduğu tedirginliğin bir yansıması. Aslında bir şey demeden bir şeyler demenin yolu.

En azından bir sürecimiz var. Başına sonuna ne konulacağı kişinin meseleye nasıl baktığına göre değişir. Burada muhalefetin buna bir isim koymakta daha rahat davranması gerekir ama orada da kafalar karışık.

Aslında İYİ Parti ve Zafer Partisi kanadında zihinler net. Yaşanana kökten karşılar bunu da yağlı urgan fırlatmak gibi Türkiye siyasetine münhasır örnekleri ile gösteriyorlar.

Mesele terör olduğunda, 40 yıllık bir çatışma ve geride yüksek bir insan kaybından bahsediyorsak elbette eleştirilerin, endişelerin, itirazların olması doğal. Bunların dile getirilmesi de işin tabiatı gereği. Bu partilerin itirazlarının insan hakları, evrensel değerler, Türkiye'nin geleceği ya da öyle değil ama böyle çözelim açısından olumlu bir içerik taşımaması ile siyasi bir tercih. Orada söylenecekler çok fazla değil.

Burada sürecin eksik ayağı muhalefet derken ana mesele CHP'nin yön belirlemekte zorlanması. Sadece bir hafta içerisinde CHP'den randevu talep eden DEM Parti'ye genel başkan seviyesinde cevap verilip verilmeyeceğinin tartışılması bile ana muhalefet partisinin meseleye dair kafasının netleşmediğinin bir işareti.

Bugün eğer MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli dört ay içerisinde bir sonuç aldı ise bunda en büyük rolü ne istediği konusunda çok net olması oynadı. CHP'nin en temel eksiği ise sürece dair ne istediği ne istemediği konusunda bir türlü netleşememesi.

CHP Genel Başkanı Özgür Özel'in süreç henüz başlarken Diyarbakır'da sivil toplum kuruluşları ile konuşurken kullandığı "Bugünkü şartlarda iktidarın karşısında konumlanarak siyasi kazanç ya da oy elde edebiliriz. Ama biz tarihin doğru tarafında yer almak istiyoruz. Gerekirse oyumuz yükselmez ama ileride bu kardeşlik projesinde CHP iyi yerde durmuş diye tarihe not düşülür." sözleri aslında çok önemli bir eşiği oluşturuyor.

Özel şu sıralar çok fazla kullandığı CHP'nin tarihsel tutarlılığı ifadesi ile pek de bağdaşmayan bir tavırla "Kürt'ün sorununun olup olmadığına Kürtler karar verir, devlet karar veremez." ifadeleri ile de ilkesel pozisyonunu kayda geçirmişti.

Ancak bu ilkesel tavırlar CHP'nin Kürt meselesindeki siyasetsizlik maluliyeti karşısında ve içeriğin nasıl doldurulduğunun belli olmadığı ya da bugün gündeme gelmesinin arkasında ne yattığı tam anlaşılamayan üniter devlet duvarında törpülenmiş görünüyor.

CHP bundan beş ya da on sene önce Kürt meselesinde eski ezberlerini tekrar edebilirdi. Nitekim geçmiş çözüm süreci tecrübelerindeki muhalefeti kendisine siyasi bir maliyet üretmedi. Süreç başlarken CHP nerede ise biterken de aynı noktada idi ve ne oldu ise CHP'nin bir katkısı ya da engeli olmadan gerçekleşti. Bir yerde etkisiz bir siyasi aktör olarak tabanını tatmin etmenin dışında bir mesafe alamadı. O CHP'nin böyle bir derdi var mıydı o da ayrı mesele.