İran'ın asimetrik yalnızlığı

Düzensizliğin, belirsizliğin ve sınırsız akışkan ittifakların hâkim olduğu zamanın ruhu, düzeni ihlal etme gücü ve cesareti olan aktörlere geniş bir alan açıyor. İsrail, düzensizliğin yanına Batı ülkelerinin kendisine verdiği teolojik ve ideolojik temelli desteği de alarak istediği yeri istediği aman hedef alabileceğinin yeni bir örneğini gösterdi. Daha önce de İran'ı vuran İsrail bu sefer daha kapsamlı ve daha uzun süreli bir çatışmayı göze almış görünüyor.

İran'ın nükleer santralleri ve uranyum zenginleştirme tesisleri ülkenin içlerinde olsa da İsrail 1500 kilometre uzaklıktaki hedefleri 200 savaş uçağı ile vurmayı başardı. İsrail tarafından yapılan açıklamalarda İran Devrim Muhafızları komuta kademesinin toplantı sırasında hedef alındığı belirtiliyor.

ABD'nin desteği olmaksızın İsrail'in bu saldırıyı istese de gerçekleştiremeyeceği değerlendiriliyordu. Ancak İsrail'in ihtiyaçlarına göre dizayn edilen uzun menzilli F-35'ler, güçlü uydu desteği, İran'ın içinden hareketlendirilen drone sistemleri ve güçlü istihbarat ile İsrail yüksek operasyon kapasitesini bir kez daha gösterdi.

İsrail'in ABD'nin kullanabildiği güçlü sığınak deliciler ve yüksek bombardımanhava ikmal desteği olmadan İran'ın nükleer kapasitesini tümüyle ortadan kaldırması hiç kolay değil. Ama saldırı elindeki imkanlar ile yapabileceklerini gösteriyor.

Netanyahu'nun gerçek bir askeri başarıyı mı yoksa içerde pamuk ipliğine bağlı koalisyonunu ne pahasına olursa olsun sürdürmek mi olduğu tartışmaya açık. Kendi iktidarı için bölgesini ateşe atmaktan çekinmeyen bir başbakan ve az ya da çok onun arkasında duran, yaptıklarını onaylayan bir toplumla İsrail bölge için ne kadar büyük bir güvenlik riski olduğunu bir kez daha ispatladı.

Bu verilerden bakıldığında "Yükselen Arslan" operasyonu İsrail'in niyetleri ve kapasitesi konusunda ya bilinenleri tekrar etti ya da muhtemel beklentileri teyit etti. Son operasyon İran ile İsrail arasında yeni bir savaşın başlangıcı değil. Suriye'ye müdahalesi üzerine İsrail'in kuzey komşusundaki İran gücünü zaman zaman hedef aldığı, kendisine tehdit oluşturmasına izin vermemeyi amaçladığı uzun bir çatışma sürecinin sonuncusu.

İran asıl derdinin Filistin olmadığını, Esad'ı korumak için Suriye'deki sivilleri hedef alırken İsrail'e tehdit oluşturmayacağını Tel Aviv'e üçüncü ülkeler üzerinden iletmiş olsa da İsrail Tahran'ın askeri bir güç olarak kendisine risk oluşturmasını istemedi.

7 Ekim'de Hamas saldırıları ile başlayan İsrail'in Gazze katliamında da İran gerilime bulaşmamak için elinden geleni yaptı. Hizbullah ısrarlı ve dikkatli bir şekilde kendisini çatışmanın dışında tutmaya çalıştı.

Netanyahu'nun içerdeki siyasi önceliklerini de gözeterek çatışmaları Lübnan'a yaydığında İsrail istihbaratının Hizbullah'ın hareketlerine nasıl hâkim olduğu çağrı cihazı saldırıları ve nihayetinde Nasrallah'ın öldürülmesi ile görünür hale geldi.

İran; İsmail Haniye'ye üstelik kendi başketinde resmi konuk iken suikast düzenlenmesine göstermediği tepkiyi Nasrallah'ın öldürülmesine göstererek asıl önceliğinin Filistin değil bölgedeki vekilleri ve askeri nüfuzunun olduğu bir kez daha anlaşıldı.