Mutlak butlan kararının amacının CHP'yi seçime kadar Kemal Kılıçdaroğlu'na emanet etmek olduğu bir hafta içinde netleşti. Ankara'yı uzun zamandır takip edenler ya da asgari siyaset okuması olanlar için öngörüde tam isabet sağlanmasa da şaşıracak bir durum yok. İki kesim istisna. Erdoğan'ın yol haritasındaki senaryoları kendi gerçekçilik süzgecinden geçiren ve "o kadarı da olmaz" diyenler. Bir de "Erdoğan bu sefer yumuşayıp ülkeye bir çıkış gösterecek" iyi niyetinden asla vazgeçmeyenler.
Birincisi daha anlaşılır. Sonuçta ülkenin genel çıkarı, ekonomik dengeler derken bu kadar radikal kararların alınmaması için yeterince gerekçe var. Mesele bu tür değerlendirmeleri yapmaya zemin teşkil eden rasyonalite ve öncelikler ile iktidarın rasyonalitesi ve önceliklerinin birbirinden çok uzak olması. İktidarın sürdürülebilirliğinin vazgeçilmezliği karşısında ülkeye dair siyasi, jeopolitik ve ekonomik rasyolar sadece bu önceliği tehdit ettikleri ölçüde bir anlam ifade ediyor.
İkinci bakış için çok bir şey söylemek zor. Yapılacak en iyi niyetli değerlendirme AK Parti iktidarının ilk 15 yılındaki olumlu gelişmelerin aslında özün kendisi olduğuna dair inanç ve kötüye gidişi sindiremeyen vicdanın zihne galebe çalması. Ancak iyi niyetin de bir sınırı var. Hele de özellikle son 8 yılda Davutoğlu'nun tasfiyesi ile daha görünür hale gelen, İstanbul seçimlerinin yenilenmesi, ilkesel tutarlık endişelerinin Trump'la ilişkiler karşısında eriyip gitmesi ve 19 Mart operasyonları gibi apaçık uyarıcılar ortada dururken.
İktidar kartını oynadı. Bundan sonra mutlak butlan kararının yansımalarını yönetmesi ve seçimleri kazanma ihtimali olan aktörlerin tasfiyesi üzerine dinamik ve gözü kara yol haritaları geliştirmesi gerekiyor. Butlan kararına kadar CHP yönetimi bekleyen, kendisini yaklaşan tsunamiye hazırlayan, travmanın derinliğine göre tavır belirlemesi gereken edilgen pozisyondaydı. Karar sonrası bu sefer iktidar ve haliyle toplum bekleme durumunda. Muhalefet seçmenindeki tepki ise bundan sonraki sürecin kesin belirleyeni değil.
Siyasal olarak ortak noktası yok denecek kadar az olan Ekmeleddin İhsanoğlu'na oy verilmiş olması önemli bir seçmen kitlesinin ne olursa olsun tepkisel bir merkezde toplanabileceğini gösteriyor. Ancak hem bu kesim Türkiye'de seçimleri kazanmaya yetmiyor hem de sadece bu refleksler üzerinden yapılan planlar, kurgulanan söylemler diğer seçmen kümelerinden uzaklaşmaya neden oluyor. Yaşananlar karşısında sesi gür çıkanlar kadar sessiz bekleyenler belirleyici olacak.
CHP'nin seçilmiş yönetiminin karşılaştığı yargı sürecinin katılığı, yönetici elitlerin CHP dışında bir siyasi pratikle tanışıklığının olmaması, kendilerini tasfiye etmek isteyen genel merkez ekibinin daha düne kadar birlikte siyaset yaptıkları "yol arkadaşlarından" oluşması ve ellerinden kayan partinin Cumhuriyet'in kurucu damarı olması duygusal travmayı da büyütüyor. Bu travma gerek CHP'nin siyasal elitlerini gerekse muhalif çevreleri "ya mevcut CHP ya yeni CHP" ikilemine hapsetme riski taşıyor.

14