31 Mart seçimlerinin yerel yönetimlerdeki yeni fotoğraf ve CHP'nin birinci parti konumuna yerleşmesinden sonra en önemli çıktısı CHP ile AK Parti arasında başlayan normalleşme süreci oldu.
Bir yanda Türkiye'nin en büyük iki partisinin liderinin planlı bir formatta 8 yıl sonra ilk kez görüşmesi diğer yanda 2002'den beri ilk kez siyasi dengelerin değişme ihtimalinin göstergesi olma vasıfları ile 2 Mayıs önemli bir eşik olarak kayda geçti.
Yaklaşık bir ay sonra iki lider 11 Mayıs'ta bu sefer CHP Genel Merkezi'nde bir araya gelecek.
Türk siyasetindeki yüksek zikzaklara ve gerilimlere bakınca ikinci görüşmenin yapılabiliyor olması bile konjonktürel ve anlık değil daha yapısal ve sahici bir sürecin işlediği gösteriyor.
Kobani davasından Hakkâri belediyesine kayyım atanmasına kadar süreci akamete uğratacak gelişmeler yaşanmadı değil. Ama Erdoğan da Özel de köprüleri atacak söylemlerden özellikle kaçındı.
Her iki lider de hem normalleşmeyi sürdürmek hem de sürecin muhtemel maliyetlerini yönetmek zorunda. AK Parti tabanı ve elitleri açısından çok büyük sorun yok. Ama Cumhur İttifakı'nın istiap haddi bir muamma.
MHP, CHP'yi 2023 öncesinde olduğu gibi Kürt parantezine hapsedip süreci akamete uğratma çabasında. Bahçeli freninin süreci durdurmaması için Erdoğan'ın kendisinin yapabileceği, MHP'nin katlanabileceği, CHP'nin de tabanına satabileceği adımları bulması gerekiyor.
28 Şubat generalleri ile ilgili karar bunlardan biri idi. Gezi davasında CHP'nin beklentilerini karşılayacak bir adıma da Bahçeli'nin söyleyebilecekleri sınırlı. Günün sonunda Bahçeli'nin kendisi 15 Temmuz yaşanmadan önce 17-25 Aralık operasyonlarından Gezi olaylarına kadar Erdoğan aleyhine tüm süreçlere destek vermişti.
Gezi mahkumları hakkında yaşanacak olumlu bir süreç MHP tabanında da tepki görmeyecektir.
CHP'nin beklentisi olup Erdoğan'ı zorlayacak soru ise kayyım siyasetine ne kadar devam edileceği.
28 Şubat generallerinin Erdoğan tarafından affedilmesi ile Kobani kararlarında olduğu gibi arka arkaya MHP'nin hem karşı çıkacağı hem ses etmeyeceği karşılıklı adımlarla Erdoğan bir denge kurmaya çalışabilir. Burada CHP'nin yakın ilişki içinde olduğu DEM Partisindeki psikolojiyi nasıl yönetebileceği önem taşıyacak.
Erdoğan'ın süreçten ana beklentisi ise Anayasa ile ilgili bir irade oluşturmak. Bugünden yarına bununla ilgili somut bir komisyon, çalışma ya da metin hazırlığı beklemek gerçekçi değil. Ama CHP'li aktörlerin parlamenter sisteme dönüş dahil olmak üzere farklı alternatiflere, kendi eleştirilerini saklı tutarak, kapıyı açık bırakmaları Erdoğan açısından normalleşmeye devam etmenin yeter şartı olabilir.
Dolayısıyla muhalefetin ilkesel olarak Anayasa görüşmelerini reddetmemesi sürecin devamının sağlanmasını temin edebilir.

135