TBMM'de "Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu"nun raporunun kabul edilmiş olması PKK'nın silah bırakması sürecinde önemli bir eşiğin daha aşıldığı anlamına geliyor. Tüm beklentileri karşılamasa da, akıllardaki tüm soruları gidermese de, tarafları tam olarak tatmin etmese de sürecin bu noktaya gelmesi çok kritik.
Dün itibarıyla Türkiye'nin PKK defterini kalıcı olarak kapatacağı yere en yaklaştığımız noktada olduğumuz söylenebilir. Daha önceki çözüm süreci Diyarbakır'daki büyük toplantı olmak üzere daha görünürdü ama Suriye'deki gelişmeler ve FETÖ'nün ihanetleri ile sürecin sakat tarafı hiç tümüyle kapatılamamıştı.
Devlet Bahçeli'nin bir buçuk sene önce yaptığı çıkış bugünü mümkün kılsa da jeopolitik gelişmeler belki de Bahçeli'nin duruşunu gerçekleştirilebilir kıldı. Bahçeli o çağrıda bulunmasa bugün gelinen nokta zaten imkansızdı. Ancak Suriye'de rejim değişikliği ve SDG'nin olması gereken normaline dönmesi gerçekleşmese bu sefer Bahçeli'nin çağrısı havada kalabilirdi. Son bir yıldır Suriye'nin neden Türkiye'nin iç meselesi olduğunu dün bir kez daha görmüş olduk.
Komisyon'un kendisi, çalışma tarzı, rapor ve kabul ediliş süreci meşruiyetin bir ayağı olarak TBMM'nin önemini ortaya koydu. Yekten söylemek gerekirse hızlı, etkin ve güçlü yönetimin temel ve neredeyse tek şartı olarak ortaya konan Başkanlık sistemi eğer TBMM ve onun dayandığı toplumsal meşruiyet olmasa idi bu süreci bu noktaya getiremezdi. Dolayısıyla Komisyon birçok noktada arızalı olan Türkiye'deki demokratik işleyişin TBMM'nin varlığı ve etkinleşmesi ile daha iyi bir noktaya gelebileceğini gösterdi.
Komisyonun çalışma döneminde dinlediği kişilerin, kurumların çeşitliliği bile sürecin ve Meclis'in varlığının olumlu anlamda ne kadar ciddi katkılarda bulunabileceğini gösterdi. Komisyona katılmamak da bir tercihti. Ancak raporda da görüldüğü gibi komisyona katılmayan İYİ Parti raporun eki olarak sunulan parti raporları vasıtası ile sürece dair eleştirilerini kayda geçirme fırsatını da kaçırdı, oylama da red verme hakkını da. Nitekim raporda "Komisyona katılmama yönündeki kararını Başkanlığa bildiren bir parti
dışındaki siyasi partiler…" ifadesinde İYİ Parti'nin isminin bile metne girmemesinin istendiği görülüyor.
Rapor TBMM'de hemen hemen tüm partilerin katıldığı ortak bir metin olma vasfı ile çok iddialı ve ne yazık ki bir yasa metni değil. Özellikle AK Partili üyeler kabul oyu verdikleri rapordaki birçok madde ile kendi icraatları arasındaki çelişkiyi tevil etmekte zorlanabilirler. Buna rağmen içeriği önümüzdeki dönem nasıl bir yasama süreci yaşanacağına dair fikir veriyor.
"… terör örgütünün kurucu lideri Abdullah ÖCALAN" ifadesi ile böylesi bir rapor üzerinden Öcalan'ın aktörlüğünü daha resmi bir çerçeveye oturtuyor. Raporun ruhuna dair iki önemli tespitten biri olarak, her ne kadar bölgesel dengeler ifade edilirken Arap kimliğine vurgu yapılsa da, "Türk-Kürt Kardeşliğinin Tarihî Kökleri Ve Kardeşlik Hukuku" şeklindeki bölüm başlığının ve altındaki genel tabirlerin ifade ettiği gibi Cumhuriyet'in iki temel kurucu unsuru olarak Türkler ve Kürtler birlikte anılıyor. "Sadece ülkemizdeki Kürt vatandaşlarımızın değil, sınırlarımız dışında yaşayan Kürtlerin gönül bağının da Türkiye'ye doğru olduğu kabul edilmektedir." cümlesi ise meselenin neden sadece Türkiye ile sınırlı kalamayacağını anlatıyor. Öcalan'ın son DEM Parti ziyareti sonrasındaki açıklamasında yer alan "Bu cumhuriyet kesinlikle Kürtsüz inşa edilmedi." ifadesi de bölüm başlığı ile örtüşüyor.

5