Türkiye'nin son seçilmiş Başbakanı ve Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu parti siyasetine son verdiğini açıkladı. Gelecek Partisi de bu açıklama ile kapanma sürecini başlattı. Muhtemelen parti bir kongre toplayacak ve kendisini feshedecek.
Davutoğlu'nun geçmişi, Gelecek Partisi'nin kuruluş süreci, sonrasında yaşananlar ve nihai karar Türkiye siyaseti açısından önemli mesajlar içeriyor.
Öncelikle Gelecek Partisi'nin fesih kararını sadece parti ve Davutoğlu özelinde okumak meselenin ana dinamiklerini ıskalamak demek. Türkiye çok uzun süredir siyasal alanda ciddi bir daralma yaşıyor. İdari vesayet ve iktidarın yargı, ekonomi, medya, akademi başta olmak üzere birçok alanda yükselen kontrolü alternatif duruş göstermek imkanını büyük oranda sınırlıyor.
2024 yerel seçimlerinde birinci parti olarak çıkan, sonrasında da kamuoyu araştırmalarında AK Parti ile başa baş bir çizgi izleyen CHP'nin düştüğü durum bunun en açık göstergesi. Ayrılanların kurduğu Yeni Parti'nin en büyük sorunu finansman. Bu sorun toplumsal bağış kampanyaları ile büyük oranda aşılacak olsa da en önemli iki siyasi organizasyondan birinin düştüğü durum diğer partiler açısından tıkanmanın daha da vahim olduğunun karinesi. Ayrıca ekonomik sorunların daha CHP bölünmeden önce başlamış olması da sorunun sadece hazine yardımı ile sınırlı olmadığını söylüyor.
Bu daralma sadece partilerle ilgili değil. Basının, sivil toplumun finansmana erişiminin engellenmesi de bu daralmanın, ifade hürriyetinin kısıtlanmasının başka bir parçası. 2019 sonunda daha ortada AK Parti'de yer alıp da ayrılmış muhalif hiçbir ses yokken Gelecek Partisi kurulduğunda muhalif olmak pratik açıdan belki bugünden daha kolaydı.
Davutoğlu'nun ikinci handikapı ise muhafazakâr mahalle ile ilgili. İktidarda olan bir partiden ve onun arkasında duran bir tabandan yanlışları söyleyerek ayrıldığınızda o çevrenin ne elitleri ne de kitlesi bu muhalefeti duymak istemiyor. İktidarda olmak tüm sorunların üzerini örtmek, haksızlıkları yok saymak için yeterli sayılıyor. İstanbul Şehir Üniversitesi gibi mahallenin en güzide eğitim kurumu kapatılırken sadra şifa birkaç kişi dışında kimse ağzını açıp tek kelime etmedi.
Böyle bir psikolojide muhafazakâr kesimden çıkıp ne alternatif parti kurmak ne iktidarın dediklerini şartsız kabul etmeyen sivil toplum inşa etmek ne de aynı kültürel kodlara sahip olsanız da eleştirel gazete çıkarmak kolay. Yapsanız da ayakta kalmak için çok çaba göstermeniz gerek. İşte Gelecek Partisi'nin nefesi yetmedi.
Diğer bir konu bölünmüşlük. Aynı mahalleye seslenen, birbirlerinden anlamlı farkı olmayan, varsa da bunu kitleselleştiremeyen birçok parti daha çok lider düzeyindeki itirazlarla ayrı tabelalar altında. Bunun da toplumda bir karşılığı yok. Bugünler yazıldığında ayrı binalara sahip olmak dışında fark ortaya koyamayan liderlerin sorumluluğu ayrıca tartışılacak.

13