CHP'nin ve İran'ın unutturduğu mesele...

Osman Sert
Bugün
17

CHP'nin yönetiminin mahkemenin mutlak butlan kararı ile değişmesi geçiştirilebilecek bir mesele değil. Ülke tarihinde ilk kez ana muhalefet partisinin yönetimi doğrudan dış müdahale ile iktidarın işine yarayacak şekilde değiştirildi. Bundan sonrası da fazlasıyla karanlık olmasa da belirsizliklerle dolu. Özgür Özel'in kurması beklenen partinin şimdiden AK Parti'nin önünde birinci olduğu haberlerine büyük bir mim koyup geçelim.

ABD ve İsrail'in birlikte İran'a saldırması da Orta Doğu tarihinde milat olarak işaretlenebilecek olaylardan biri. Irak savaşı nasıl bölgenin tarihini ve dengeleri kalıcı olarak değiştirdi ise İran savaşı da en az orta vadeli olarak yeni bir denge ya da dengesizlik inşa ediyor. Trump'ın Tahran'la anlaşması İsrail ile ABD arasındaki ilişkileri bile sarsmış durumda.

Her ikisi de tek başına gündemi defaatle belirleyip üzerinde durulması gereken bu gelişmeler ülkenin 40 yıldır ufkunu karartan Kürt meselesinde PKK'nın tasfiyesi gibi hayati bir konunun üstünü örtüyor. Aslında bu süreci başlatan MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin ilk günden beri itiraz ettiği konu.

Bahçeli, 19 Mart operasyonları ile İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu ve arkadaşlarının tutuklanması sonrası "İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ni saran hırsızlık, rüşvet ve yolsuzluk iddialarından dolayı Silivri Cezaevi'nde bulunan zanlı Ekrem İmamoğlu'yla ilgili mahkeme süreçlerinin ivedilikle görüşülüp karara bağlanması gerekmektedir." sözleriyle meselenin bir an önce sonuca bağlanmasını istemişti.

Mutlak butlan kararından sonra da "Mahkeme kararına yönelik itiraz merci olan Yargıtay konunun hassasiyetine binaen itiraza yönelik kararını bir an önce vermelidir." açıklamasının amacı da benzer. Bahçeli; Türkiye'nin en önemli meselesi olarak gördüğünü sayısız kere söylediği süreci yavaşlatacak, gündemi değiştirecek meselelerden haz etmiyor. İktidarın iki ortağı arasındaki gündem farklılaşması da bu rahatsızlığa rağmen devam ediyor. Erdoğan seçime kadar maliyeti ne olursa olsun muhalefeti ve muhtemel adayları kendisi şekillendirmek istiyor. Bahçeli ise PKK'nın tasfiyesinin ülke için de İttifak için de daha kritik olduğu görüşünde. Aslında her ikisi de nihayetinde Cumhur İttifakı'nın devamı için bir formül üzerinde çalışıyor. Sadece Bahçeli'nin yolunun memlekete faydası varken CHP operasyonları ülkenin demokratik standardını aşağı çekiyor.

Gelinen noktada PKK'nın silah bırakması süreci yasal düzenlemenin çerçevesine ve takvimine sıkışmış durumda. ABD ve İsrail'in İran'a saldırması ister istemez sürecin devamına dair soru işaretleri doğurdu. Örgütün böylesi bir çatışma ortamında sürece ne kadar bağlı kalacağına dair güvenlik bürokrasisinde tereddütler oluştu. Nihayetinde jeopolitik dengelerin değişmesi ile daha önce süreci yarıda bırakmış bir aktör var. Ancak karşıda da her şeye rağmen zorlukları yöneterek süreci ilerletmeye çalışan bir Ankara da yok.

Silah bırakma mı yoksa yasal düzenleme mi önce ikilemini aşmanın formülünü bulmak zor değil. Dünyada çatışma çözümleri pratiğinde de başkentte devlet kurumlarının senaryo havuzunda da bununla ilgili yeterli alternatif var. Mesele iktidarın takvim ve ilerleme konusunda daha net bir iradeye ve gündem önceliğine sahip olması.