Bu fırsat da kaçarsa

PKK'nın silah bırakmasında okyanusu geçip derede boğulma eşiğinde olabilir miyiz

Süreç ilk başladığından bu yana birçok olmaz denilen gelişme yaşandı. An itibarıyla iktidarın önünde çok daha öngörülebilir, planlanabilir bir yol haritası var. Ancak tam da burada hükümet kanadı inisiyatif almaktan imtina ediyor. İşin kötüsü bugüne kadar tıkanan noktalarda kritik ve cesur müdahaleleriyle hızlandırıcı bir rol oynayan MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin uyarıları ya da çıkışları eskisi kadar güçlü etki uyandırmıyor.

İktidar kanadında süreci ilerletmek için herhangi bir siyasi heyecan ya da motivasyon olmayınca, bunu uyandıracak bir aktör ya da aktörler grubu da görünmeyince durağanlık daha da keskin bir hale geliyor.

İşin nerede düğümlendiğini görmek zor değil. Silah bırakacak PKK mensupları için çıkarılacak af uygulamasının kapsamı, silah bırakmanın mekanizması ve zamanlaması, özellikle örgütün üst düzey yöneticilerinin geleceği ve Abdullah Öcalan'ın statüsü. Bu üç konuda da toplumsal tepkinin ya da en hafif tabirle ciddi seviyede endişelerin olduğu sır değil. Ankara Enstitüsü – PanoramaTR ortak araştırmasında sürece en az iki kişiden biri destek verirken bu başlıklarda ciddi itirazların olduğu görülüyor. PanoramaTR'nin sonraki araştırmaları bu eğilimlerde bir değişiklik yaşanmadığını gösteriyor.

Ancak mesele PKK'nın silahları bırakması ise silah bırakacak PKK'lılar ile ilgili bir düzenleme yapılması gerektiği de aşikâr. Üstelik bu mesele bugünün meselesi de değil. 17 yıl önce 2009'da Süleymaniye'de konuştuğum dönemin Irak Cumhurbaşkanı Celal Talabani "PKK'lılar dönsün ama eve döneceklerse gelirler hapse girmek için değil" demişti.

Dünyadaki diğer silah bırakan terör örgütlerinde de cevaplanması gereken ilk soru örgüt üyelerinin geleceği idi. Eğer siz örgüt üyelerine bir çıkış göstermeyecekseniz neden silah bırakmaları gerektiğini de açıklayamazsınız. Bugün geldiğimiz noktada iktidar hem karnım doysun hem pastam dursun psikolojisinde. "PKK'lılar silah bıraksın, bunu da yasal düzenleme olmadan yapsın." demek meselenin mantığına aykırı. Sonrasını bilmeden örgüt üyelerinin neden silah bırakacağının cevabı yok.

İktidarın yasal düzenleme olmadan örgütün silah bırakmasını beklemesi, örgütün ise sanki mağlup olmamış, sanki örgüt lideri artık bu dönem kapandı dememiş sanki Kürt toplumunda silahlı mücadelenin devrinin kapandığı algısı oturmamış gibi sadece form değiştirerek yollarına devam etmek istemesi meseleyi kilitlemiş görünüyor.

Aslında iki taraf açısından maliyet üretmesi beklenen çok sayıda önemli adım atıldı. Örgüt açısından en kritik olan fesih kararını almaktı. Silahları sembolik olarak yakmak da kolay olmayan bir adımdı. Çünkü Türkiye'den ve Devlet'ten çok Kürt toplumuna artık silahla bir yol yürümeyeceğini ilan etmiş oldu.

Öcalan'ın statüsüne ve merkezîliğine dair Kürt kesiminde neredeyse ya hep ya hiç noktasına gelen aşırı talepler bugüne kadar Öcalan'la ilgili yapılanları görmezden geliyor. Öcalan'a dair toplumdaki endişeler çok net bir şekilde ortada iken Abdullah Öcalan toplumla Ekrem İmamoğlu'ndan daha doğrudan ve açık bir iletişime sahip. Bundan beş sene önce büyük gerilimleri tetikleyebilecek doğrudan topluma seslenebilme kanalları açılmış durumda. Beklenti bunun da genişlemesi. Öcalan'ın süreçteki merkezi rolü düşünülünce bunun anlaşılabilir zemini var. Ancak bu beklentinin bugüne kadar atılan adımları yok saymayı getirmemesi gerekiyor.