Amerika'da sandığın gücü

Osman Sert
Bugün
29

Herkesin demokrasinin sonundan bahsettiği, seçimlerin geçerliliğini sorguladığı, güçlü erkek liderlerin çağının yaşandığını, tekno-oligarkların hakimiyetinin konuşulduğu bir dönemde ABD'de yaşanan değişim öyle böyle bir kırılma değil.

Mavi dalga değil mavi tsunami demek gerek. ABD tarihinde ilk kez bazı koltuklara farklı kimlikler seçilebildi. Abdul El-Sayed ABD Senatosu'na seçilen ilk Müslüman, Chris Pappas Senato'ya seçilen ilk açık eşcinsel erkek, Peggy Flanagan Senato'ya seçilen ilk Amerikan yerlisi kadın, Deb Haaland ilk Amerika yerlisi kadın vali, Keisha Lance Bottoms ise ABD tarihindeki ilk siyah kadın vali oldu. Kongre üyeleri değil Amerikan siyasetinin yüzü, dili ve öncelikleri değişiyor.

İsrail ilk kez Amerika'da böyle bir yenilgi aldı. İsrail'in ve AIPAC'in desteği bir kaldıraca değil kösteğe dönüştü. İsrail artık ABD için bile taşınabilir olmaktan çıktı. Bu seçimlerden sonra yanlışlarında ısrar eden İsrail'in ve Yahudi lobisinin, pek mümkün değil ama, hayati bir tercihte bulunması gerek. Gittikleri yol yol değil. Ama kendileriyle birlikte milyonlarca insanı da ateşe atma ihtimalleri var.

Seçim sonuçları, haritanın kırmızıdan maviye dönmesi, Abdurrahman Muhammed Seyit'in zaferi hepsi önemli elbette. Ama sandığın gücü, halkın öfkesi, demokratik yollarla gücün değişimi, böyle bir ihtimalin varlığının bile ne kadar kıymetli olduğu bunların hepsinin üstünde.

Sermayenin, büyük sermaye ile işbirliği yapan siyasetçilerin, aile şirketine dönen siyasal yapıların, büyük iletişim tekellerinin karşısında bireylerin geleceği oylandı. İsrail, Trump, büyük sermaye, Yahudi lobisi, iktidar medyası kaybetti.

Obama ilk siyahi ABD başkanı olduğunda da benzer bir hava vardı. Türkiye ziyaretindeki duygu, demokrasi vurgusunun güçlü olması Obama'nın başta Suriye olmak üzere dünyanın birçok yerindeki savaşlardaki sorumluluğunu silmiyor. Ama demokrasinin işliyor olması, sonucu ne olursa olsun toplumsal iradenin yönetime yansıma ihtimali, adil ve özgür seçimlerle bireylerin tercihinin iktidar değiştirebiliyor olması insanlık tarihinin en büyük icadı. Daha iyisi gelene kadar demokrasi en iyisi.

Ara seçimler ironik bir şekilde göç almanın, farklılıkları içselleştirmenin, toplumların kendilerini yenilemeleri için ne kadar büyük bir imkân olduğunu da ortaya koydu. Beyaz üstünlükçü kesim düne kadar sadece resmi tamamladığı için tahammül ettiği azınlıkların yükselişi karşısında kaybediyor. Sadece Cumhuriyetçiler değil Demokrat elitler de kaybedenler arasında.

Aslında bu değişim ve taze kan o kesimin çocukları için de yenilenebilen ve büyük ihtimalle daha adil bir ülke demek. Amerika'da göçmenlerin, ikinci, üçüncü nesillerin doğdukları ve büyüdükleri ülkenin geleceği ve sorunlarının çözümü için nasıl katkı yapabileceğinin bir işareti. Hem demokratların hem cumhuriyetçilerin içinden çıkamadığı elit yetiştirme sorununu demokratlar farklılıklara daha açık oldukları için en azından bir ara formül bulmayı başardılar. Düne kadar Biden'a alternatif bulamayanların yeni isimlerini şimdi dünya tanıyor.

ABD için geçerli olan Avrupa için de Türkiye için de geçerli. Ama aynı iyimserliği taşımak daha zor. Bırakın göçmen çocuklarının en yüksek makamlara gelmesini, kendi mahallesinden farklı düşüneni 'Okçular Tepesi'ni terk eden hainler' ilan eden bir siyasal damar var. Selam verilmesine bile Türkçe değil diye hakaret eden, Kürtçenin kamusal görünürlüğünü hâlâ tartışma konusu yapan bir ülkeden söz ediyoruz. Kendi içindeki farklılıkları hazmedemeyen bir kültürün göçmenleri sahiplenmesi uzak duruyor.

Bu dalga herkesin göç ve göçmenler üzerine tekrar düşünmesini de mecbur hale getiriyor. Yeni göçmen elitler hem ülkelerinin hem de dünyanın sorunlarına çözüm için daha kapsayıcı bir dil geliştirebilirler. Büyük gelecek öngörüleri için erken ama ikinci nesil göçmenlerin yükselişi zannedildiği gibi yeni güçlü krallar dönemini değil sermaye ve teknoloji faşizmine karşı çoğulcu bir dönemi işaret ediyor olabilir.