ABD'nin İran savaşı bir ayını doldururken…

Osman Sert
26.03.2026
3

ABD'nin İsrail'in arkasına eklenip başlattığı İran savaşı neredeyse bir ayını doldurdu. ABD yönetiminin bazı müttefiklerine söylediği gibi 4 günde savaşın bitmesi gülünecek küçük bir hesap hatası olmanın çok ötesine geçti.

İran sadece saldıranların değil bölge ülkelerinin de beklemediği ölçüde güçlü bir direnç gösterdi. Üstelik varoluş savaşı veren rejim kendisine saldırmanın maliyetini göstermek için bir daha böyle bir adıma niyetlenenlerinin üç kez düşünmesini gerektirecek şekilde çatışmayı önce tüm Körfez'e sonra da Hürmüz Boğazı'nı kapatarak küresel ekonomiye yaymayı tercih etti ve başardı da.

İran'ın başta Suriye olmak üzere İslam dünyasının hemen her köşesindeki günahları bugün ABD ve İsrail karşısındaki pozisyonunu desteklememeyi gerektirmiyor. Devlet Başkanı kaçırarak, lider öldürerek ülkelere nizam verme çabasına Tahran'ın cevabı ironik şekilde uluslararası düzenin sürdürülebilirliğine dair önemli bir katkı.

İran bölgedeki ulus devletleri paramiliter gruplara verdiği destekle zayıflatırken kendisine yapılan saldırıdaki tutumu ile egemen devletlere yapılacak dış müdahalelere karşı güçlü bir itiraz ortaya koydu. İran'ın Körfez ülkelerine gerçekleştirdiği saldırılar da bu ülkelerin tüm mali güçlerine ve farklı aktörlerle yaptıkları savunma işbirliklerine rağmen devletlerarası ilişkilerde ve güvenlik mimarilerinde konvansiyonel parametrelerin ne kadar kritik olduğunu gösterdi.

ABD ve İsrail, İran'ın karşı saldırı kapasitesini de rejimin kendi içindeki tahkimatını da ülkenin coğrafi ve demografik ölçeğini de yanlış okumuş görünüyor. Bu ABD'nin bölgedeki ilk hatası değil. Lübnan'a asker yerleştirip çıkmasından, Irak'ı işgalinden Bağdat'ı şekillendirme stratejisine ve İran saldırısına kadar yaptığı hesap hataları Washington'a sadece bölgede değil küresel dengelerde de zemin kaybettiriyor.

Orta Doğu'ya saplanıp kalmış olması Rusya ve Çin karşısındaki öncelik sıralamasını değiştirmenin ötesinde içerde de yüksek maliyetlere neden oluyor.

ABD'de binden fazla düşünce kuruluşu bulunuyor. Bunların yüzden fazlası sadece uluslararası ilişkiler, güvenlik, dış politika çalışıyor. Bunların toplam bütçesi milyar dolar sınırının çok üzerinde. 18 istihbarat örgütü var. Önemli bir kısmı küresel istihbarat topluyor. Hepsi bir noktada toplanıp Başkan'a aktarılıyor. Dışişleri Bakanlığı'nın mevcudu 80 bin civarında. Mukayese etmek açısından Türkiye'nin sahip olduğunun on katı kadar.

Bu kadar derin ve geniş bilgi birikimine rağmen dünyanın süper gücü nasıl olup da kendisi için bu kadar önemli bir alanda böylesi hayati hatalar yapabiliyor. Daha doğrusu mesele Orta Doğu olduğundan nasıl her seferinde yanlış karar almayı başarıyor. Eskilerin tabiriyle ancak tahsille mümkün hatalar zincirini nasıl yapıyor

Burada her şeyden önce neyin hata olduğu üzerinden ilerlemek gerek. Bölge halkları için kan, gözyaşı üreten ve ABD için de yüksek maliyetleri ve istenen sonuçlara ulaşmaması ile hata olarak görülebilen politikalar Atlantik'in öbür yakasında her zaman hata olarak görülmüyor. Bölge halklarının çektiklerinin zaten masada çok bir değerinin olmadığı izahtan vareste.

Buna rağmen İran savaşında olduğu gibi nereden bakarsanız bakın bu kadar problemli bir karar sürecinin sebebini anlamak, ABD'nin mevcut ve gelecek karar süreçlerini de o çerçevede değerlendirmek gerekiyor.

Amerika'da sadece karar alma, düşünce üretme ve uygulama süreçlerinin değil siyasetin temel problemi sistemin lobi ve para üzerine kurulmuş olması. Bunun en müşahhas örneği Trump'a, kendisine hiç şans verilmezken, Beyaz Saray'a kadar uzanan yolun Cumhuriyetçi delegelere hediye edilen Iphone'lar ve Trump otellerindeki tatillerle açılmış olması. Bir kez muhtemel adaylar arasına girince süreç geri dönülmez hale geldi.