İngilizce sosyal medyada Trump'ın İran anlaşmasına dair yorumların, eleştirilerin ve esprilerin sonu yok. "Zaten biz saldırana kadar açık olan Hürmüz boğazının açılması için varılan anlaşma" en popüler olanlardan. Ancak Trump doğum gününde Beyaz Saray bahçesinde kafes döğüşü yaptırarak ABD'de siyasi gündemin hafta sonu öğle kuşağındaki bir magazin programından hallice doğasını sonuna kadar kullandı. Nihayetinde hem kafes döğüşünde hem Orta Doğu'da aynı anda kazanabilmek her lidere nasip olmaz.
ABD-İran anlaşmasının duyurulmasından hemen sonra Beyaz Saray bahçesinde Trump, ABD Dışişleri Bakanı Rubio, Cumhuriyetçi siyasetçiler, Polonya Cumhurbaşkanı Karol Nawrocki kafes döğüşü seyrettiler. İran mı bahçedeki program mı önemli derseniz Amerikan medyasında Beyaz Saray'ın İran anlaşması sonrası gündemin kafes döğüşünü gölgelemesinden endişe duydukları yazıldı. Bu psikoloji dünyanın en büyük gücünün küresel sorunlara bakış açısını ve bundan sonra ne beklememiz gerektiğine dair çok şey söylüyor.
Öncelikle anlaşmanın daha başlangıç aşamasında ve kırılgan olduğunu söylemek gerek. Hürmüz'ün açılması ki ABD'nin en önemli önceliği buydu, petrol akışının, deniz trafiğinin normale dönmesi, yaptırımların sona ermesi, nükleer başlığın konuşulacağı bir ortamın oluşması en öncelikli maddeler. Şu maddelere bakıldığında Hürmüz savaş öncesinde zaten açıktı. Petrol akışı normaldi. Nükleer meselenin konuşulması her zaman mümkündü. Yeni olan İran'a yaptırımların kalkmasının konuşulması hatta İran'a ilave maddi fonların sağlanma ihtimali. Bu kısa özet bile savaştan kimin avantajlı çıktığına dair bir fotoğraf veriyor.
Elbette İran ciddi zarar gördü. Körfez ülkeleri ile arasında aşılması kolay olmayan bir güvensizlik inşa edildi. Bundan sonra tüm körfez ülkelerin savaş senaryolarının birinci maddesi İran saldırısına ne yapılacağı olacak. ABD bölgedeki güvenlik sağlayan ülke prestijini büyük oranda kaybetti. ABD ve İsrail'in körfezdeki tek kazancı BAE'nin diğer ülkelerden ayrılarak ABD/İsrail eksenine oturması sayılabilir.
Bölgede İsrail karşıtı kitlesel psikolojinin kazancı ise İsrail'in dokunulabilir, füzelerle hedef alınabilir olduğunun görülmesi. Bir de İsrail Gazze soykırımı ile başlayan süreçte moral üstünlüğünü kaybetti. Artık mağdur ve mazlum İsrail anlatısının Batı dünyasında toplumlarda karşılığı büyük oranda zayıfladı. Bunun gerçekleşmesinde Türkiye dahil bölge ülkelerinin katkısı ise çok sınırlı. Filistin halkının destansı tutumu ve İran'ın direnç kapasitesi bunu sağladı. İsrail'le diplomatik ilişkileri kesmenin ötesinde sahici can atıcı adımlar atmaktan çekinen bölge ülkelerinin gerektiğinde takınabilecekleri tutuma dair de İsrail'in zihninde bir fotoğraf oluşmuş oldu.
ABD'nin Orta Doğu'da bugüne kadar giriştiği en riskli maceranın sonunun parlak olmaması süper gücün bölgeyle ilişkilerini ve gelecek planlarını şekillendirecektir. İsrail'in ABD'yi karşılıksız olarak istediği kavgaya çekmesi de eskisi kadar kolay olmayabilecek. Tabii Washington'da İsrail etkisinden görece bağımsız bir yönetimin gelecekte iş başına gelmesi bunu daha mümkün kılacaktır.
Türkiye ilk bakışta anlaşmadan kazançlı çıkıyor. Her şeyden önce savaş, İran'ın doğrudan kendisini hedef alan füzelerini saymazsak, Türkiye'ye sıçramadan bitmiş görünüyor. Bunu şimdi söylemek kolay ama savaşın en şiddetli anlarında Türkiye'nin dışarıda kalması büyük diplomatik ve siyasi çaba gerektiriyordu. Türkiye için felaket senaryosu İran'ın çökmesi, göçmen akınları, bölgesel mezhep çatışmaları ve İsrail'in bölgede çok daha hâkim konuma yerleşmesi idi. Bunlar da gerçekleşmedi. Ancak kalıcı bir istikrardan bahsetmek için şu an erken.

15