Süper Kupa: Prestijden gösteriye mi

Süper Kupa, futbolun doğası gereği sembolik bir anlam taşır. Bir sezonun "en iyileri"ni karşı karşıya getirir, rekabeti özetler, kazananına da sezona güçlü bir psikolojik başlangıç armağan eder. Ancak son dönemde uygulamaya konulan yeni Süper Kupa formatı, bu anlamı güçlendirmekten çok sulandıran bir yapıya dönüşmüş durumda.

Yeni formatın temel iddiası "daha fazla heyecan" ve "daha geniş kitlelere ulaşma" olsa da, ortaya çıkan tablo futbolun ruhuyla pek örtüşmüyor. Tek maçlık, net bir hesaplaşma yerine; turnuva havasında, yarı final–final benzeri yapay bir organizasyon yaratılıyor. Bu da Süper Kupa'yı, özel ve nadir bir karşılaşma olmaktan çıkarıp sıradan bir sezon içi turnuvaya dönüştürüyor.

Daha da önemlisi, sportif adalet meselesi ciddi biçimde tartışmalı hale geliyor. Lig şampiyonu ile kupa kazananının karşılaşması gibi basit ve anlaşılır bir mantık varken, ek takımların dahil edilmesi "hak edilmişlik" duygusunu zedeliyor. Süper Kupa, zaten başarının ödülüydü; şimdi ise katılım kriterleri bulanıklaşmış bir vitrin maçına benziyor.

Takvim sorunu da göz ardı edilemez. Zaten yoğun fikstürden şikâyet eden kulüpler, sezon öncesi ya da ortasında bir mini turnuvaya daha zorlanıyor. Bu durum, futbolcuların fiziksel yükünü artırırken Süper Kupa maçlarının kalitesini de düşürüyor. Yorgun kadrolarla oynanan "prestij maçları", prestiji gerçekten hak ediyor mu