Bazen istatistikler bir şey söyler, skor tabelası başka... Ama futbolun güzelliği, sahada doğru planı uygulayanın kazanmasında gizlidir. Trabzonspor-Beşiktaş karşılaşması, işte tam da böyle bir maç olarak hafızalara kazındı. Üstelik kazanan yalnızca Trabzonspor değil, Türk futbolunun özlediği dostluk ve centilmenlik anlayışıydı.
Türk futbolunun iki güzide kulübü Trabzonspor ve Beşiktaş, Papara Park'ta karşı karşıya geldi. Geçen hafta Avrupa'da yüzümüzü güldüren, ülkemizi uluslararası arenada temsil eden iki takımımızın mücadelesi, daha başlamadan örnek bir atmosferin işaretlerini veriyordu.
Karşılaşma öncesinde Trabzonspor yönetiminin girişimleriyle Beşiktaş taraftarına uygulanan deplasman tribünü yasağının kaldırılması, spor adına son derece değerli bir adımdı. Açıkçası, hangi takımın taraftarına uygulanırsa uygulansın, tribün yasaklarını tasvip etmeyen biri olarak bu kararın altını özellikle çizmek istiyorum.
Beşiktaşlı taraftarların maç öncesinde verdikleri röportajlarda Trabzon'da çok iyi karşılandıklarını ifade etmeleri ve aynı misafirperverliği İstanbul'da Trabzonspor taraftarlarına göstereceklerini söylemeleri, gecenin en güzel mesajlarından biriydi.
İşte futbol budur! Rekabet sahada, saygı her yerde... Rakip olmak düşman olmayı gerektirmez. Tribünler ayrışmanın değil, futbol sevgisinin buluşma noktası olmalıdır.
Nitekim herkesin "İşte gerçek derbi böyle olur, çok güzel bir maç izleyeceğiz" beklentisiyle takip ettiği mücadele hem futbol kalitesi hem de centilmenlik açısından bu beklentiyi büyük ölçüde karşıladı.
BEŞİKTAŞ'IN BASKISI TRABZONSPOR'UN AKLI!
Karşılaşmanın ilk düdüğüyle birlikte Beşiktaş, topa sahip olmanın ötesinde, oldukça agresif ve baskılı bir oyun anlayışıyla Trabzonspor kalesine yüklendi. Siyah-beyazlılar, özellikle ilk 15 dakikada rakip savunmayı zorlayan, skoru kendi lehlerine çevirebilecek önemli fırsatlar yakalayan taraftı.
Beşiktaş'ın bu bölümdeki baskısı, Trabzonspor'u kendi sahasına çekilmeye zorladı. Ancak futbol yalnızca hücum etmekten, topa sahip olmaktan ya da rakip ceza sahasında daha fazla görünmekten ibaret değil. Bazen rakibin baskısını doğru karşılamak, sabırla fırsat kollamak ve doğru anda hamle yapmak da en az hücum futbolu kadar değerlidir.
Trabzonspor, teknik direktör Thomas Reis yönetiminde tam da bunu yaptı. Rakibini üzerine çekerek savunma arkasında boşluklar bulmayı, hızlı hücumlarla sonuca gitmeyi hedefleyen bordo-mavililer, planlarını sahaya büyük ölçüde yansıttı.
İlk bölümde Beşiktaş'ın etkili ataklarına karşı Trabzonspor kalesinde Onana vardı. Yaptığı kritik kurtarışlarla takımını ayakta tutan başarılı kaleci, Beşiktaş'ın baskısına rağmen kalesini gole kapatmayı başardı.
Ardından dakikalar 20'yi gösterirken sahneye Muçi çıktı. Harika bir performansla geliştirdiği atakta Ozan Tufan'a adeta "Al da at!" dercesine yaptığı servis, maçın kırılma anlarından biri oldu. Ozan Tufan da bu fırsatı değerlendirerek Trabzonspor'u öne geçirdi.
Beşiktaş'ın baskıyla aradığı golü bulamadığı dakikalarda Trabzonspor, sabırlı oyununun karşılığını almıştı.
İlk yarının ilerleyen bölümünde bordo-mavililer, tıpkı Galatasaray karşılaşmasında olduğu gibi farkı daha da açabilecek fırsatlar yakaladı. Ancak bu kez de Beşiktaş'ın kalecisi Nübel devreye girdi. Onana'nın Trabzonspor kalesinde yaptığı kurtarışların benzerlerini Nübel de kendi kalesinde sergileyerek farkın büyümesini önledi.
Böylece ilk yarı, Trabzonspor'un üstünlüğüyle sona erdi.
İKİNCİ YARIDA ROLLER DEĞİŞTİ SON SÖZÜ TRABZONSPOR SÖYLEDİ
İkinci yarıda sahada farklı bir Trabzonspor vardı. İlk bölümde rakibini karşılayıp kontrataklarla sonuca gitmeye çalışan bordo-mavililer, bu kez hücumda daha etkili ve sonuca daha yakın bir görüntü sergiledi.
Maçın ikinci golünde Muhammed Salah'ın yaptığı iş ise gerçekten alkışı hak ediyordu. Kendini ustalıkla gizlemesi, doğru zamanda doğru noktaya hareketlenmesi ve Rıdvan'a müdahale şansı vermeden sıyrılıp, pozisyonu gole çevirmesi, kaliteli bir hücum oyuncusunun sahip olması gereken özellikleri ortaya koydu.
Trabzonspor böylece farkı ikiye çıkardı: 2-0 !
Bu golle birlikte yalnızca skor avantajı elde edilmedi; aynı zamanda sahaya konulan oyun planının da ne kadar doğru işlediği görüldü. Beşiktaş'ın topa sahip olma ve rakip ceza sahasında etkili olma çabalarına karşılık Trabzonspor, bulduğu fırsatları daha verimli kullandı.
Karşılaşmanın genel istatistiklerinde topa sahip olma, isabetli şut, faul, korner, rakip ceza sahasına girme ve benzeri birçok kategoride Beşiktaş'ın üstün görünmesi, maçın sonucunu değiştirmeye yetmedi.
Hani derler ya, "İstersen topu al, eve götür; yeter ki kazanan ben olayım!"
Trabzonspor'un bu karşılaşmadaki başarısını anlatan söz, belki de tam olarak buydu. Çünkü futbolun nihai ölçüsü yalnızca topun kimde kaldığı değil, o topla ne yapıldığı ve maçın nasıl sonuçlandırıldığıdır.
THOMAS REİS'İN DOKUNUŞU TRABZONSPOR'UN YÜKSELİŞİ
Thomas Reis'in Trabzonspor'un başına geçmesinden sonra ortaya koyduğu performans, dikkatle değerlendirilmesi gereken bir başarı hikâyesi.
Takımın sonuç alma alışkanlığı kazanması, savunma disiplininin güçlenmesi ve oyuncuların belirlenen oyun planına sadık kalması, teknik direktörün katkısını açıkça gösteriyor. Türkiye'de oynadığı maçlarda gol yemeden kazanma başarısı da bu tablonun önemli bir parçası.
Trabzonspor'un Beşiktaş karşısındaki galibiyeti, yalnızca üç puanlık bir başarı olarak görülmemeli. Aynı zamanda takımın oyun kimliğinin belirginleştiğini ve zor anlarda doğru kararlar verebildiğini gösteren bir sınavdı.
Beşiktaş cephesinde de hakkı teslim edilmesi gereken bir teknik kalite ve mücadele vardı. Siyah-beyazlıların oyun anlayışı, özellikle karşılaşmanın ilk bölümünde Trabzonspor'u ciddi biçimde zorladı. Hoffenheim karşısında Almanya'da alınan 3-2'lik galibiyet de takımın potansiyelini ortaya koyan sonuçlardan biriydi.

16