Su yosununu incelemek Tıp Nobeli getirdi

Ne yazacağım ki kütük adamlar üzerine. Hangi pazarlıklar, korkular üzerine "yer değiştirdi" ancak zamanı gelince net anlaşılacaktır. Fakat Buğra Gökce gibi bir ciddi adayın var olmasına rağmen, belediye başkanlığına aday gösterilmesi daha o zamandan tartışmalıydı. "Güvenilir kişi" gibi hiçbir nesnel ölçüye dayanmayan seçmene tanıtımları, iki yıllık bir zamana bile dayanamadı, yerle bir oldu.

Teşbihte hata olmaz, kimse de alınmasın, sadece konunun üzerinde bundan sonra düşünülmesinin önemini vurgulamak için abartılı örnek verirsem, odunu bile aday gösterir, milletvekili seçtiririm diyen Menderes akla geliyor.

Ülkede yoksulluk diz boyu iken, fonla millet yağmalanırken, özgürlükler bir bir askıya alınırken, CHP'ye mutlak butlan ve belediyeleri savcı marifetleriyle ele geçirme "silkeleme" operasyonları sel gibi sürerken, kimsesizlerin savunucusu büyük lider sıfatlarıyla iktidara övgüler düzmeyi, 1 milyon 250 bin İzmirli oy veren seçmen herhalde kendilerine küfür olarak algılayacaktır.

***

Neyse olayın derinliğini herkes biliyor. Kalem oynatmak gerekmiyor. Nobel ödülleri bir bir açıklanma zamanı.

Nobel Tıp ödülü üzerine yazayım, anlamsızlaşan kişilerin yol açtığı olay ortadayken, anlamlı bir konu üzerinde yazayım. Bilim insanı ve çalışmaları konusunda çok ilginç bir örnekle tanışsın okurlar.

***

Bir bilim insanı durup dururken, bir su yosunu hücresini (alg) neden inceler Nedeni üzerinde tabii ki durmayacağım, Nobel Tıp Ödülü'nü kazananlar sinir bilimciler. Tabii konularından biri de görme olunca, acaba mesela bir alg, gözü olmadığı halde ışığı nasıl algılıyor merakına kapılmışlar.

ünkü her canlının, insanlar veya diğer başka canlılar gibi gözleri olmadığı hale görürler, yani ışığı algılar ve buna göre hareket ederler. Hatta tek hücreliler bile... İşte bilimciler Chlamydomonas adı verilen minik, tek hücreli bir algin ışığı nasıl algıladığını anlamak istediler. Işığı algılamak proteinler ile olur.

İşte iki bilim insanı, kanalrodopsin adı proteini keşfettiler. Bu protein son derece "zeki" ışık algılama mekanizmasına sahipti. Kanalrodopsin, alg hücresinin dış zarındadır ve proteinin bir kısmı hücrenin dışındaki suya, bir kısmı ise içine bakar. Protein ayrıca, ışığı emebilen retinaldehit adı verilen küçük bir molekül de içerir. Işık, kanalrodopsinin içindeki retinaldehite çarptığında biçim değiştirerek, hücre zarında küçük bir geçit açıyor ve sinyal gönderme süreci tetiklenerek alg yüzüyor.

Eee ne olmuş yani demeyin:

Araştırmacılar, acaba kanalrodopsini sinir hücrelerine yerleştirirsek, bu hücreleri sadece üzerlerine ışık tutarak aktive edebilir miyiz, diye düşündüler. Sonuç: Bingo!

***

Diyeceksiniz ki bunun ne önemi var.

Hem de çok: Bunu öğrenince optik fiber aracılığıyla mesela fare beynine ışık gönderiyorlar Işık hücrelere ulaştığında, kanalrodopsin açılıyor ve hücreler aktifleşiyor. Bu optogenetik isimli bir bilim dalına canlılık kazandırıyor. "Örneğin, bilim insanları belirli bir sinir hücresi grubunun hafıza, uyku, duyusal algı veya hareketle ilgili olup olmadığını öğrenmek istiyorlarsa, bu hücreleri ışıkla aktive edip neler olduğunu gözlemleyebiliyorlar."