'Nasıl da yırttık, tam yırttık, şerefe arkadaşlar!'

Siyasal yargılamada işin doğasına uygun mahkemeler kurulur. Doğrudan siyasetle, hakaretle vb. ilgisi olmayan sosyal medyada yaptığım bir kimlik paylaşımı nedeniyle yargılanmıştım. Kişi TC vatandaşı değildi ama bir geçici kimliği vardı. Seçimlerde bu kimlikle oy kullanamaz diye bir uyarıcı twit atmıştım. Kamu davası açılıyor. Tamam yanlıştı. Ama kasıt ve çıkar yoktu ve kişi de şikâyetçi değilim diye mahkeme dosyasına giren ifade vermişti.

Ama Cumhuriyet yazarıydım. Siyaset yazıyor ve iktidarı eleştiriyordum. Yaşından deneyimli olduğu görülen bir kadın yargıç, adeta mahkemede salonla ilgisiz ve cep telefonu ve kalemle oynayan ve zerre göz teması kurmayan genç bir savcı...

Tabii ki ceza isteniyor. Sonuçta mahkûmiyet veriliyor, iyi halden indirim ve kararın açıklanmasını erteleme.

İstinaf kararı bozuyor ve beraat ettiriyor.

***

Eminim yargıç ve savcı, dosya içeriğine ve savunmama bakarak bunun istinafta bozulacağını biliyorlar ama adeta görevleri mahkûmiyet vermek gibi hareket ediyorlar.

Ve masaların üzeri yıllık dosyalarla dolu mahkemelere ve istinaflara gereksiz bir yük daha bindiriyorlar. Bu tutumun bedeli var tabii, hem yargıya hem yargıçlara hem yargılananlara hem avukatlara hem mübaşirlere.. Zaman ve para...

***

Oysa savcı tek başına dosyayı inceleyip yahu buradan bir sonuç çıkmaz, yargılamaya gerek yok diyebilir ve herkesi yükten kurtarabilir. Bunu yapmıyor ve dava açıyor... Bir sürü yazışma üstüne üstlük... Savcı genç, belki kendisini dava açarak kanıtlayacak, üstelik bir Cumhuriyet yazarını mahkûm ettirebilirse bu kazanç olacak...

***

Hadi savcı bunu yapmadı, yargıç dosyayı reddedebilirdi, en deneyimli o, herkesi yüklerden kurtarabilirdi...

O da yapmadı, çünkü karşılarında siyasi bir kişilik vardı.

Mahkûmiyetle dosyayı istinafa havale ettiler. Beraati onlar versin!

***

Bence savcı ve yargıç, verdikleri mahkûmiyet kararı istinafta veya Yargıtay'da beraate dönerse, esas sicillerine kötü puan olarak işlenmesi gerekir... Yargının yükünü ağırlaştırdıkları ve önlerindeki dosyayı öngöremedikleri için...

***

Bütün bu hikâyeyi yazma nedenine gelince: Silivri davasının belkemiği olduğunu, o zamanki başsavcının şimdiki adalet bakanının resmen açıkladığı Ertan Yıldız'ın mahkemede ifade verdiği sırada sanık ve avukatların çapraz sorgularına çelişkili yanıtlar vermesi üzerine, mahkeme başkanı artık soru sorulmasına izin vermeyeceğim diyor.

Murat Ongun, verdiğin ifadede ihaleleri verirken üzerlerine yüzde 10 eklendiği sözü sana mı ait, diye sorunca, Yıldız onu ben söylemedim diyor ve savcılar tarafından ifadeye eklendiği anlaşılıyor.

Mahkeme başkanı adeta Ertan Yıldız'ı sanıklardan ve mahkemeden kaçırıyor, soru sorulmasını engelleyerek.

Aslında bakıldığında, gerçeklerin ortaya çıkmasını engelliyor. Olacak iş değil.

Yargılama da yargılama değil.

***