'İran, onu yöneten herhangi bir rejimden daha eskidir'

İran, dünyanın neredeyse kesintisiz en eski uygarlıklarından biri. İran'da şahlığa karşı demokratik taleplere dayanan denebilecek ilk ayaklanma 20. yüzyılın başında yaşandı ve 1905'te anayasal devrim gerçekleşti. 1925'te Rıza Şah-Pehlevi hanedanlığı kuruldu. 1941'de oğlu Rıza Şah iktidarı devraldı.

Seçilmiş başbakan Muhammed Musaddık, petrol sanayisini millileştirince 1953'te İngiliz-Amerikan darbesiyle, CIA operasyonuyla yıkıldı ve Rıza Şah İngiliz-Amerikan desteğine sahip bir başbakan atadı. Musaddık da vatana ihanetten 3 yıla mahkûm edildi. Rıza Şah 28 yıl, Batı görünümlü ama ülkeyi demir eldivenle yönetti. Muhalifler, demokratlar, solcular hapishanelerde çürütüldü.

79'da Humeyni iktidarı da şahtan farksız, İran'ı muhalifler hapishanesiyle, üstelik kadınlar üzerinde büyük baskılar kuran, muhalifleri idam eden bir molla yönetim ile bugünlere geldi. Şahı devirirken birlikte mücadele ettiği demokratları, solcuları, komünistleri, laikleri hapse attı, astı kesti ve ülkeden kaçırttı. İranlılar bugün ülkeleri ellerinden alınmış belki de dünyanın en büyük diasporasını oluşturuyor.

Şimdi ise Trump denen emperyalist, yine İran petrolünü ele geçirmek için sözde demokrasi getirmek iddiasıyla ülkeyi yerle bir ediyor ve tek bir vuruşla 170 kız öğrenciyi öldürüyor.

İRANLILARIN RUH HALİ

Amerika'da yaşayan İranlı yazar Rıza Aslan'ın NYT'de yayımlanan etkili bir yazısını okudum. ABD ve başka yerlerdeki İranlıların ruh halini anlatıyor. Bundan sonraki bölümleri, yazısından alıntılarla sürdüreceğim.

Diyor ki: "İran'a bombalar düştüğünde, sürgündekilerin bazıları bunu bir kurtuluş olasılığı görüyor. Kutlama için bir araya geliyorlar. Bayraklar, konuşmalar, alkışlar var. Sivil kayıplar trajik ama kaçınılmaz olarak nitelendiriliyor. Mantık aritmetik bir hal alıyor: Rejimin sonunu hızlandıracak her şey, bedeline değer. Ama ahlaki gerçek şu ki: Bombaları kurtuluş olarak davet ettiğinizde, masumların ölümünü de davet etmiş olursunuz. Olayları içeriden değiştirmek için güçsüz hissettiğinizde, dışarıdan gelen güç tek kalan kaldıraç gibi görünebilir."

ÖZÜRLEŞMEYLE ÖRTÜŞMEYEN BELLEK

"Ancak İranlıların yabancı müdahaleye dair uzun bir belleği var ve bu, özgürleşmeyle örtüşmüyor. Ahlak polisi gözetiminde Mahsa Amini'nin ölümünden sonra, 'Kadın, yaşam, özgürlük' sloganıyla ülke çapında protestolar yayıldı. Kadınlar halka açık yerlerde başörtülerini çıkardı. Öğrenciler sınıflardan çıktı. İşçiler grevlere katıldı. Her zamanki gibi, rejimin tepkisi hızlı ve acımasız oldu: tutuklamalar, dayaklar, gizli yargılamaların ardından infazlar...

"Yakın tarihin bize hatırlattığı gibi, dışarıdan gerçekleştirilen rejim değişikliği, içeriden hayal edilen demokrasiyi nadiren üretir. İran'ın siyasi yapısı, düzgün bir şekilde çöken tek bir sütundan ibaret değil. Merkezinde, ülkenin kurumlarına derinlemesine işlemiş bir askeriistihbarat ve ekonomik ağ olan İslam Devrim Muhafızları kolordusu var. Devrim muhafızları sadece rejimin silahlı bir kanadı değil; inşaat, enerji, telekomünikasyon ve finansın büyük bölümlerini kontrol etmektedir. Komutanları güvenliği denetler, şirketleri himaye dağıtır ve ideolojisi, yabancı tehditlere karşı direnişi kutsal bir görev olarak tanımlar.

"Dışarıdan gelecek bir saldırı, bu aygıtı dağıtmaktan ziyade güçlendirme olasılığını artırır ve Devrim Muhafızları'nın kendisini ulusun koruyucusu olarak yeniden konumlandırmasına olanak tanır.

MİLLİYETİ DAYANIŞMA

"Böyle bir senaryoda, en kararlı rejim eleştirmenleri bile milliyetçi dayanışmaya kapılabilir. İran'ın siyasi kültürü, derin bir tarihsel süreklilik ve kolektif kimlik duygusu taşır; modern devletlerden önce gelen ve direniş ve şehitlik öyküleri derinden kök salmış bir medeniyetle bağlantı kurar. Yabancı bombalar şehirlere düştüğünde, evler yıkıldığında ve çocuklar öldürüldüğünde,