Egemen güç-yükselen güç ilişkisi ve büyük dönüşüm

Güç ilişkilerinde ve belki de dünyanın düzeninde başka ilişkilerin örüleceğinin işaretlerinin net olarak ortaya çıktığı ve belki de resmileştiği bir olay yaşandı Pekin'de. Trump ve Şi Cinping görüşmesinden söz ediyoruz tabii ki.

Orada gündeme gelen yıllardır tartışma konusuydu.

in'in yükselen güç olgusu 10 yıl önceden kendini belli etmiş ve tabii ki başta Amerikalı ciddi analitik yazar ve düşünürler olmak üzere yazar çizer olmuşlardı.

Hatırlıyorum, in'in salt ekonomik başarılarına bakarak bu gidişle 1935 yıllarında ABD'yi geçeceği tezi raporlara yansımaya başlamıştı. Bu süre içinde in teknolojide, bilimsel çalışmalarda beklenmedik büyük sıçramalar yapmış, güçlü ekonomisi sayesinde askeri teknolojilerini de başa güreşecek düzeyde geliştirmişti.

Son bir atılımla yapay zekâ teknolojilerinde de ABD'ye rakip oldu. Kuantum, uzay teknolojileri, uzayda yolculuklar, uzay istasyonları, Ay'ın ilk karanlık yüzüne gidişler... in parasının rezerv para olarak kabulü...

Hızla ABD'nin yerini almaya aday büyük bir güç haline gelen bir in'den bahsediyoruz.

ABD'İN İTİRAFI TRUMP İLE BAŞLADI

Trump, "ABD'yi yeniden büyük yapacağız" sloganıyla kolları sıvadı. Derdi tabii ki ekonomiydi, rezerv para dolardaki kayıptı, 40 trilyon dolar borçtu.

Gümrük savaşları ile dünyanın en büyük tüketim pazarını yabancılar için pahalı hale getirmekle işe başladı.

Stratejik hamleler yaptı; Kanada, Grönland Venezuela gibi. Latin Amerika ülkelerini kendi arka alanı ilan etti. in'e buraları kapatmaya başladı.

NATO'nun yükünü üyelere paylaştırmaya başladı.

Yabancı göçünü engellemeye girişti.

Dünyanın kurtarıcısı olmak önemli değildi artık, çünkü bu büyük bir yük ve ABD'nin inşasından vazgeçmek veya geciktirmek demekti. Korunmak isteyen parasını verecekti.

ABD'nin ekonomik gücü en önemliydi.

İRAN SINIRLARI MI İZİYOR

Trump'a Amerikalılar, "ABD'nin gücünü zayıflatıyor" diye baktılar. Tabii otoriter eğilimleri bir kenara... Belki de bu ABD'yi yeniden en büyük yapmanın bir gereği olabilir miydi Ama klasik Amerikan demokrasinin yıkıcılığı da ön plana çıkıyordu. Şüphesiz tüm bunların dünyada da sağ eğilimlerin yükselişine etkisi olacaktı.