Silivri Cezaevi'nin yeni yapılan devasa salonundayım, arkadaşlara soruyorum, heyet nerede, diye. Ta uzakta bir yeri gösteriyorlar. Orada birileri var, görsen de görmesen de var. Bit gibi görünüyorlar tabiri caizse. Hiçbirinin yüzünü görmen mümkün değil. Evet siyah saçların (siyah mı bilmiyorum) önünde yüz olarak tahmin ettiğin beyazlıklardan yargıç olduklarını tahmin ediyorsun. Savcı ile aynı hizada olmaları gerekiyor ama savcıyı zerre göremiyorum.
Önlerindeki sıralarda sanıklar oturuyor. Hiçbirini ayırt etmem mümkün değil. Keza hemen kürsünün sağ yanı ise avukatlara ayrılmış. O yönden konuşma sesleri geliyor ama kim, hangisi konuşuyor belli değil.
***
Gazeteci arkadaşların bir kısmı dürbünle insanları görmeye çalışıyor. Dinleyici sıralarından da dürbünle olan biteni ayırt etmeye çalışanlar, eşlerini, tanıdıklarını görmeye çalışanlar var.
Keşke teleskopumu getirseydim, dedim Cumhuriyet TV'de konuşurken. Evet, getirseydim.
***
Bu üçüncü gelişim, ilk ikisinde daha küçük eski salon insani ölçülerdeydi. Mahkemelerin aleniyeti açısından, yasanın ruhuna daha yakındı.
Ama seyrettiğim yargılama bence saydığım nedenlerden dolayı, yasanın ruhunu çiğniyor. Bir yargılamayı net olarak izleyemediğin, olan biteni anlayamadığın takdirde, yargılamayı sanki aleni olmaktan çıkarıyorsunuz.
***
Evet, büyük bir ekran var karşı duvarda fakat bu yeterli değil asla. Mesela avukatların konuşmaları ekrana yansıtılmıyor.
Duyuyorsunuz, evet ama görmüyorsunuz adeta, baş yargıcın sesini de duymak çok zor.
***
Perşembe günü sanık aileleri açısından sanki beklenmeyen bir kırmızı pazartesi (perşembe) ile sonuçlandı.
Mahkeme koşar adım yargılamayı bitirmek istiyor. Aslında savunmalar büyük ölçüde tamamlandı. O gün heyet sanıklardan sanki son sözlerini alır gibi, herkese tahliye için gerekçelerini anlatma zamanı vermiş.
ok sayıda tahliye beklentisi var. Aradan bir aydan fazla zaman geçmiş, 10'a yakın tahliye olur diyenler var.
***
Savunmaları dinliyorsunuz, savcının iddialarının altından zemin çökmüş, iddialar büyük ölçüde havada kalmış. Dava, suçsuzların yargılanmasına dönüşmüş; insanlar, aileler çocuklar acı çekiyor, serbest bırakılması gereken onlarca tutuklu var.
***
Tutuklular yarımşar saat içinde önceki savunmalarını özetliyor. Buğra Gökce'yi dinliyorum ve diğerlerini. Ülkenin güzide insanlarını orada tutmak ancak en azap verici askeri mahkemelerde belki olabilir. Yani ihtilal mahkemelerinde.
***
Yoksa öyle bir dönemde mi yaşıyoruz sorusuna pek çoğunuz, günaydın, yanıtı verecektir. Şüphem yok. Muhalefetin, CHP veya YENİ Parti'nin elindeki belediyelerin bir bir "mahkeme" kararları ile alınıp AKP'lilere teslim edildiğini görünce aslında bu yeni koşulların tüm ülke çapında yürürlükte olduğunu görüyorsunuz.
***
Salonda en son söz Ekrem İmamoğlu'nun. Biliyorsunuz, fazla konuşmaması, anlatmaması, 4 bin sayfadaki yüzlerce suçlamaya yanıt vermemesi için İmamoğlu'nun savunma özgürlüğünü kuşa döndürmeye çalışan bir mahkeme var.

13