Yangın yıllarının doğurduğu şair

Gazi Eğitim Enstitüsü Türkçe Bölümü'nde sınıf arkadaşıydık Ahmet Telli'yle (1969).
Şiiri bu kadar güzel okuyan DEV-GEN'li bir şairle yoldaş olmanın gururunu, keyfini yaşadım.


12 Mart dönemi ayrılıklarında mektuplaştık.


1978'de yine kesişti yollarımız: Ankara Atatürk Lisesi'nde öğretmendi, Türkiye Yazıları dergisiyle ilgileniyordu, ben TÖB-DER yönetimindeydim.


Edebiyattan vazgeçmeden de toplumsal mücadelenin sürdürüleceğinin örneğiydi.

YANGIN YILLARININ HÜZÜNLÜ ŞAİRİ


1979'da yeniden doğdu Yangın Yılları ile:


"Ve tarih/ o bilge tavrıyla/ yaşanan günlere/ 'yangın yılları' diye sayfa açıyordu".


"Kavgadan uzak kalmışsan/ sevdadan da uzaksın demektir/ devinmez yüreğinin mağması/ çatlamaz sabrın kara taşı unutma" dediği Hüznün İsyan Olur'la yangın yıllarının direnişini hüzünle, aşkla, sevdayla, başkaldırıyla şiirleştirdi.


"Ey şair--Sen sus artık, bize bundan sonrasını/ dövüşen anlatsın" dediği Dövüşen Anlatsın'daki lirik şiirleriyle toplumcu gerçekçi şiirimizin önemli bir temsilcisi oldu.


12 Eylül sonrası firari günlerimde sığınağım olan evinde, sonraki kitaplarında yer alan birçok şiirinin yazılma serüvenine tanık oldum, bir sözcük üzerinde nasıl titizlikle durduğunu gördüm.


Devrimci görevlerle ve şiirle bütünleşmiş bir şair olarak ona ve şiire saygım, sevgim büyüdü.


DÖVÜŞENLERİN, AYRILIKLARIN, UMUDUN ŞAİRİ


Cezaevi günlerimde Mamak'taki koğuşumuzda da kucaklaştık Ahmet Telli'yle.


Cezaevinden çıktıktan sonra ardı ardına çıkardı yeni kitaplarını.


Her bir dizesiyle şiirinin doruğa çıktığı Saklı Kalan'da, "Bekle beni küçüğüm/ umudu karartmadan/ sevinci yitirmeden bekle/ döneceğim bir gün elbet/ bekle beni..." diyordu.


"Adımdan gayrısını bilmiyorum" dizesiyle biten Su ürüdü yangın yıllarının bildirgesi oldu.


"ıkıp gelirler bir gün belki/ Üşümüştür çünkü toprağın/ soğuk yalnızlığında birisi/ Öteki arkasında parmaklığın" demişti. "Öner'in anası için" sunduğu Ana şiirini.


Belki Yine Gelirim'de, "Gidenler nerde kaldılar, özledim gülüşlerini/ bir kenti güzelleştiren yalnız onlardı sanki/ onlardı çocuklara ve aşka ölesiye bağlanan..." diyordu.


Özlem, dostluk, dayanışma, hüzün ve mücadeleyle doluydu şiirleri.


"Sen dostumdun benim, gülünce güneşler açardı/ su gibi azizdin,/ yurdumdun alnında ateşler yanan/ ışıklı bir ırmak gibi aktığımız o uzun yürüyüş/ daha dündü sanki" diyor; selam gönderiyordu özlediği dostlarına:


"Gülüşü süt mavisi insanlar vardı/ nerdeler şimdi--Nevin canına kıydı geçen gün, şiir gibi bir kızdı bilirsin/ Öner enfarktüs geçirmiş içerde, kesik kesik öksürürdü eskiden..."


"Gidersen yıkılır bu kent kuşlar da ölür" diyordu.