Kurtuluşun başkentinde yurttaşın duruşu

Kurtuluş savaşçılarının 19 Mayıs'ta Samsun'dan başladığı büyük yolculuğun Havza, Amasya, Erzurum, Sivas, Hacıbektaş'tan sonraki durağıydı Ankara.

27 Aralık 1919, Mustafa Kemal Paşa'nın Ulusal Kurtuluş Savaşı'nı örgütlemek ve zafere ulaştırmak için Ankara'ya geldiği gündü.

Onun bu topraklarda yaşayanları insan ve özgür kılmak için geldiği Ankara, kurtuluşun başkenti olmasının ilk adımını attı o gün.

O, emperyalist işgal altında olan toprakları yurt kılmak, bu yurtta yaşayan "Etrak-ı biidrak" sayılarak kimlikleri ellerinden alınanlara özgür yurttaş olmayı armağan etmek için geldi Ankara'ya:

"Ben Ankara'yı coğrafya kitabından ziyade tarihte öğrendim ve cumhuriyet merkezi olarak öğrendim. Hakikaten Selçuki idaresinin parçalanması üzerine Anadolu'da teşekkül eden küçük hükümetlerin isimlerini okurken birtakım beylikler arasında bir de Ankara Cumhuriyeti'ni görmüştüm. Tarih sayfalarının bana bir cumhuriyet merkezi olarak tanıttığı Ankara'ya ilk defa geldiğim o gün de gördüm ki arada geçen asırlara rağmen Ankara'da hâlâ o cumhuriyet kabiliyeti devam ediyor."

(Mustafa Kemal'le Anadolu'da Yolculuk, Prof. Dr. Hikmet Özdemir, Doğan Kitap)

YURDUN ADI CUMHURİYET

Yurt kıldı toprağı. Yurtsuz kalanları, Kafkaslardan, Balkanlardan, Ortadoğu'dan gelenleri bastı bağrına.

Kardeş kıldı insanları. Padişahın kulu, ağanın kölesi, şeyhin müridi, beyin uşağı olanları insanlaşma kervanında buluşturdu.

Gılgameşlerin, Prometelerin, Spartaküslerin, Bedreddinlerin, Robespierrelerin ballarını akıttı yurdunun kovanına.

İnsanlaşma adımları attı ve eyleminin adını koydu:

"Az zamanda çok ve büyük işler yaptık. Bu işlerin en büyüğü, temeli Türk kahramanlığı ve yüksek Türk kültürü olan Türkiye Cumhuriyeti'dir."

Gençliğin omuzlarında yükselen Cumhuriyet, "kıvılcım olarak gidip alev topu olarak dönenler"in de verdiği olağanüstü güçle insanlaşma adımlarımızı, devrimlerimizi dünyaya duyurdu.

Asya'dan Afrika'ya, Latin Amerika'ya mazlum halkların umudu olan Cumhuriyet; İngiliz emperyalizminin desteği ve kışkırtmalarıyla 1924'te Nasturi isyanıyla başlayıp 1925'te Şeyh Sait ayaklanmasıyla, 1930'da Menemen kalkışmasıyla süren meydan okumalara, kardeşliğe kurşun atanlara karşı kendini savundu:

"Asla kuşkum yoktur ki Türklüğün unutulmuş büyük uygar niteliği ve büyük uygar yeteneği, bundan sonraki gelişmesi ile, geleceğin yüksek uygarlık ufkunda yeni bir güneş gibi doğacaktır."

1940'LARDAN GELEN

Bugün yaşadığımız sorunların temelinde yatan 1940'lar, bugünleri anlamanın anahtarını verir.

1940'larda Cumhuriyetin kararlı devrimci atılımları sürerken savaş koşulları ülkedeki ekonomik, siyasal, toplumsal dengeleri değiştiriyordu.