Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda Küba delegesi olarak 11 Aralık 1964 günü, emperyalizme direnen dünya halklarına umut ve güç veren ve adını tüm dünyaya duyurduğu tarihi konuşmasında:
"Sömürgeciliğin vadesi doldu. Afrika, Asya ve Latin Amerika halkları yeni düzen kuruyor, tavizsiz, kendi geleceklerini belirleme ve ülkelerini özgürce geliştirme haklarını istiyor (...) Bugün, özgür insanlar olarak dünyaya daha farklı bakıyor, sömürge köleleriyken göremediklerimizi fark ediyoruz: 'Batı uygarlığı' zarif kürkünün altında bir sırtlan ve çakal sürüsünden başka bir şey değil. (...)
Birleşik Devletler hükümetinin özgürlük abidesi olmadığı, sadece dünya halklarına ve büyük ölçüde de kendi halkına karşı sömürü ve baskıyı sürdürmeyi amaçlayan bir ülke olduğu apaçık bir şekilde söylenmelidir" diyen Ernesto Che Guevara sözlerini şöyle bitirdi:
"Ya vatan ya ölüm!"
'SONSUZA DEK, KOMUTAN'Gitarist Manuel Puebla'nın "Sonsuza dek, komutan" (Hasta Siempre, Comandante) şarkısı, Joan Baez başta olmak üzere 200'den fazla kişi veya grup tarafından yorumlandı:
"Seni sevmeyi öğrendik/ Tarihin derinliklerinden/ Cesaretinin güneşiyle/ Sen ölümü yendin.- Rüzgârı tutuşturarak geliyorsun/ Bahar güneşleriyle/ Bayrağı dikmek için/ Gülüşünün ışığıyla.- Senin devrim aşkın/ Yeni bir mücadeleye itiyor seni/ Orada bekliyorlar gücünü/ Özgürleştiren yumruğunun.- İlerlemeye devam edeceğiz/ Senin yanında ilerlediğimiz gibi/ Ve Fidel'le birlikte diyeceğiz sana/ Sonsuza kadar, komutan".
Şarkının nakaratı şöyleydi:
"Burada aydınlığı/ Eşsiz güzelliği duruyor/ Sevgili varlığının/ Komutan Che Guevara".
CHE İİNJean Paul Sartre'ın "ağımızın eksiksiz insanı... Devrim davasını ileriye götürebilmiş bir kuramcı ve kuramlarını sahada uygulayan bir savaşçı"; Jose Saramago'nun "Che Guevara, deyim yerindeyse doğumundan önce de vardı. Che Guevara, deyim yerindeyse ölümünden sonra da var olmaya devam etti. ünkü Che Guevara insan ruhunda onurlu ve adil olan ne varsa onun adından başkası değildir" dediği Che için "Onun ölümü bugün ve tüm gelecek için bir suçlamadır" diyen Eduardo Galeano; genç bir gazeteciyken 1964 Ağustos'unun bir akşamında Havana'da Che ile söyleşir ve şunları yazar:
"O, kendine devrimin ilk ateş hattında bir yer seçti ve bu yeri kendine kararsızlığa düşme fırsatı ve geri dönme hakkı tanımaksızın sonuna dek seçti. Bu, bir yenisinde başı çekmek için daha önce bir avuç çılgınla birlikte gerçekleştirilmiş olduğu bir devrimi terk eden bir adamın akıl almaz olgusudur. O zafer için değil, mücadele için, hiç sonu gelmeyen bir savaş için yaşıyordu. O, ardında yaktığı köprülerin görkemli ateşini izlemek için geri dönüp bakma sevincini bile kendinden esirgiyordu: Che'nin boşa harcanacak zamanı yoktu."

4